Lilypie Breastfeeding PicLilypie Breastfeeding Ticker

27 Haziran 2008 Cuma

Küçük bir kaçamak..

Çooook uzun zaman oldu,böyle ara verdin mi dönmek, yazıları toparlamak da zor oluyor ama en azından kötü sebeplerle ara vermedik. Ani bir kararla kocayı evde bırakıp anne ve babamın yanına Altınoluk' a kaçtım, pardon kaçtık.

Oğlumla güzel bir 8-9 gün geçirdik. Her gün bol bol yüzdük, akşam serinliğinde yürüyüşler yapık, temiz havayı içimize çektik, dedemiz daha yeni tutulmuş balıklar yedirdi bize, her akşam çıplak ayak çimlere basa basa çiçeklerimizi suladık. Bir kaç gün sonra da oğlumun kuzeni Ayaz anne karnında yanımızdaydı:)İki hamile plaja iner, bir de göbeği üşütmeyelim hem de güneş alalım diye bikini giyerse hele de bendeniz yarım dünya olma yolunda hızla ilerlerken, görüntü ilginç oldu tabi.
Ama daha da ilginci, insanların kendilerinde durduk yere laf atarak, sohbet açmaya çalışarak, gizli gizli bakmalardan sıkılıp, meraklarına yenildikleri noktada sorular sormalarıydı.

Ben tabi daha yeni yeni alışmaya çalışıyorum bu duruma. Sanırım artık hamile olduğum çok daha net olmaya başladı ( daha önce sadece kilo almış biri gibiydim)
Herkes önce göbeğe bakıp cinsiyet tahmini ardından gelin-görümce olup olmadığımız, ardından kendi doğum hikayeleri ve bu zamanlarda artık YETERRR diye bağıracağım kadar çok duyduğum kötü biten doğum hikayelerini anlatıyor. Allahım hamile bir kadına yapılabilecek daha kötü ne olabilir merak ediyorum.
Hatta bir tanesiyle geçen sohbeti aktarıyorum. İsim ne düşündünüz T.... aaa tanıdığım bütün T'ler yaramazlardı, Allah kolaylık versin. Amin. Sağlıklı olsun da yaramaz olsun zaten büyümüşde küçülmüş bi velet istemem, bugünlerde öyle kötü şeyler duyuyorum ki sağlıklı olmasından başka derdim yok. Yaaa evet şimdi sana hep kötü haberler anlatılır haklısın bak mesela benim bir arkadaşımın anne karnındayken deyip gerisini getiremeyeceğim kadar içimi acıtan hikayesiyle son buldu sohbet. Artık dedim yuhhh!!

6 ve 7. ayın sonuna doğru...

Bunun dışında oğlumuzun gelişimi, sağlığı gayet iyi maşallah. 1 hafta geriden gelme durumumuz vardı artık öne geçmiş durumda.Geçen ayki rutin kontrolümüzde 975 gr.dı sanırım artık 1500 u zorlayacak. Dün şeker yükleme testini yaptırdım. Resmen sınırın dibine kadar dayanmışız ama şekerin var diyemem yine de dedi doktorum. Yani bir de 100 gr testi yaptırmayacağız. Sadece hamurişi kesilecek, tatlı olarak dondurma harici bişey yemediğim için sorun olmazmış.

Tatildeyken bir gece bayağı üzdü oğlum beni, her zamanki hareketli hali yoktu. Bütün gece kafayı takmış hatta sabahın 6 sında çikolata yemiştim boş mideye hareket etsin diye ama ona da nazlana nazlana vurmuştu. Doktoruma bundan da bahsedince gel dedi sen kafayı takmışsın iki dk bakalım. Suyumuz iyiymiş bebişimizin de maşallahı varmış, hiç düşünme dedi günde şu kadar oynamalı, saatte şu kadar vurmalı bunla uğraşma herşey iyi ve öylede gidecek dedi. Bu kadının ağzından bal damlamasını seviyorum işte, boşuna hiç korkutmaz.

İşte böyleee..uzun zamandır ziyaret edemediğim arkadaşlarım kusuruma bakmasın lütfen şimdi açığı kapatacağım ama bu akşamdan sonra yine bir hafta yokum.Gelince bunu da anlatacağım:)
Sevgiler....

3 Haziran 2008 Salı

26.Hafta ve geçen günlerin özeti....

Biliyorum yine uzun bir ara oldu, bu sürede bizi merak edip mail yollayan arkadaşlarıma teşekkür ederim.
Hayatımı oldukça kolaylaşıran internetin mağduru oldum. Hem evimde hem iş yerinde sorun yaşıyoruz, göçebe olarak hızla yetiştirilmesi gereken günlük işleri bulabildiğim her yerden girerek halletmeye çalışıyorum, bu esnada da hem kendi blogumu hem de dostları ihmal ettim.

Oğlumla biz gayet iyiyiz:) Herhangi bir sorunumuz yok çok şükür. Bu süre zarfında ayrıntılı ultrasona girdik, herşey normal. Oğlum fazla kendini göstermek istemediği için çok net bir fotoğraf alamadık ama sağlıklı olması çok çok daha önemliydi.
Bunun dışında bol bol haftasonları babamızla gezintilere, açık hava bulduğumuz her yere gidiyor, haftada 3-4 gün 1 saat yürüyüşümüzü ihmal etmiyoruz.

Oğlum sanırım seslere tepki vermeye başlıyor. Babası yakınına gelip konuştuğunda nasıl yapıyorsa her seferinde tam kulağına bir tekme yiyor:))
Artık hareketlerini elimi karnıma koymadan takip edebiliyorum ve resmen sinirim bozulup gülüyorum:) Hayatımın hangi evresinde acaba bunun kadar güzel, mucizevi bir olay beni şaşırtabilir bilemiyorum.
İki gün sonra aylık rutin kontrolümüz var şimdi de onu bekliyoruz.
Sanırım artık daha sık yazabilirim.

Bugünün bir diğer önemi ise evlilik yıldönümüz olması. İçimde aşık olduğum kişiden bir parça ile yeni bir yıla başlıyoruz, sanırım bu yıl daha bir anlamlı. Helede gelecek yıl üçümüzün kutlayacağını düşününce içim bir başka oluyor.İki yıl önce bugün hayatımın belkide en sıcak gününü yaşadım, nikaha 7 dk kala yetişmem, elektriklerin kesilmesi, gelinliğimin başına olmadık işlerin gelmesi vs. derken o günkü telaşın, heyecanın, mutluluğun yerini daha sakin, daha huzurlu, daha dolu dolu geçen günler aldı.
Benim kadar hediyeye, sürprize önem veren, her özel günün kutlanması için çaba harcayan ben, bu yıl herhangi bir organizasyon telaşında değilim ve sanırım bundan sonrada çok çok peşinde koşmayacağım bu işin. Çünkü hem bana hem eşime verilebilecek en büyük, en özel, en paha biçilmez hediyeyi şu an taşıyorum. Bunun yerini herhangi birşey alamaz.
Canım, bitanem iyiki seni buldum, iyiki seninleyim ve iyiki seninle bir ömür geçireceğim. Allah üçümüzün mutluluğunu daim etsin.İyiki varsın...

11 Mayıs 2008 Pazar

Tüm annelerin, anne adaylarının Anneler Gününü kutlarım.

Çok uzak kaldım, biraz ihmal ettim farkındayım. Gerek internette yaşadığım sıkıntılar, gerekse iş yoğunluğu buna sebep, ama sanırım birazda içimden gelmedi bu ara nedense.
Herşey yolunda Allah' a şükür.5. ayımız bitti, doktor kontrolümüz iyiydi, tekmelerimiz her geçen gün artıyor:) İki hafta sonra ayrıntılı ultrosonumuz var şimdilik onu bekliyoruz.

Oğlum ben uyurken babasıyla anlaşmış, babasına mektup yazdırmış kendi ağzından, bir de harika bir buket çiçek:)) İlk anneler günü hediyesini annesinin karnında, harika bir mektupla verdi. Sanırım babasının payı büyük:)) ama benim gözlerimi yaşartmaya yettide arttı bile:)

İki hafta olmuş yazmayalı, bu sürede oğlum 15 aylık kuzenini görmeye Eskişehir' e gitti ve ilk tren yolculuğunu yaptı. Resimler en kısa zamanda yüklenecek. Şimdilik bu kadar çünkü çoook çalışmamız gerekiyor:)

27 Nisan 2008 Pazar

20. haftayı geride bırakırken...


Allahım, çok bekledim, çok söylendim, çok istedim, biliyordum o gün gelecek hissedeceğim diye ama her seferinde gözümden yaş getireceğini bilemedim.
Beni başka ne bu kadar gülerken ağlatabilir bilemiyorum ama oğlum ağlattı, sevindirdi, güldürdü, heyecanlandırdı ve hepsini minik, harika hareketleriyle sağladı. Allahım ne kadar güzel bir duygu, anlatmaya kelime bulamıyorum ki, hiç bitmesin sadece, elim hep karnımda gezmek istiyorum:))
Aslında 18+0 dan beri minik bir kelebek çarpması, küçük bir pıt, ne derseniz işte birşey olduğunu biliyordum ama aynı oranda çok mide hareketimde olduğu için "hıh işte bu tekme" diyemedim ama bu hafta cumartesi gününden beri sırt üstü yattığımda, bu akşam ise babasıyla maç seyrederken atmaya başladı tekmelerini çünkü yeni yemeğimizi yemiştik, maalesef babası her elini koyduğunda ya tekmeler durdu yada benim hissettiğimi o hissedemedi, ama az önce babası da hissetti sonunda, ve içimdeki bu muhteşem hayatın ilk göz yaşını karı-koca döktürdü bize, ama hem deli gibi güldürüp hem ağlattı. Bu harika ötesi bir duygu yarabbim. Seni çok seviyorum oğlum, hep devam et, hep mutlu ol, sağlıkla yanımıza gel ve bizi sevinçten ağlatmaya devam et, hayatımın anlamı...
Şimdi müsadenizle daha fazla yazamayacağım çünkü aynı anda oğlum hala hareketli ve ben elim karnımda uzanıp onu sonsuza kadar hissetmek istiyorum. Her zaman söylediğim gibi Allah tüm bebek isteyen herkese nasip etsin. Herkese ben dahil iyi dilekleri eksik etmeyin, hep pozitif yaklaşın, elde edemeyeceğiniz şey yok o zaman...Sevgilerimle...

25 Nisan 2008 Cuma

Bugün mailime gelen bir yazı.. Kim yazmıştır, nedir, ne değildir bilemiyorum ama doğruluk payı olan kısımlarıda çok:)

ANNE KİMDİR / NEDİR....?


ANNE, dünyada karşılık beklemeden börek yapan tek insandır.
Karşılıksız sevginin ete kemiğe bürünmüş halidir....!
Ne kadar üzsen de 10 Dakika sonra seni affeden zarif bir memeli türüdür, yağlı bile olsa tiksinmeden saçını okşayan, kucağına yatıran, öpüp koklayan tek varlıktır, meleğin süt verebilenidir.
Yarasın diye muhallebinin içine ciğer katarak çocuğuna yediren manyaklık derecesinde yaratıcıdır .
Yemek yemeyen çocuğun dikkatini çekmek için elindeki tencere ve tavalarla maymunluk yapabilen kişidir, kafayı çocuklarıyla bozmuş, göbek bağı kopsa da yürek bağı asla kopmayan, sevgi dolu fedakar insan dişisidir.
Bulaşık, ütü, vb. yaparken bile otomatik olarak çene çalan, kendi kendine konuşan, kadın dırdırı denen mereti erkeklere daha küçükten belletendir.
Yemek uzmanı, düzen insanı, bilgili, kültürlü her şeyi bilen şahsiyettir.

Yavrularını yol tarafından değil, kaldırım tarafından yürütendir.
Dizi dizi incidir lakin gerektiğinde laf sokma dalında da birincidir....!

Sevgiliden ayrılma haberi verildiğinde, 'amaaan ben sana daha güzelini
bulurum 'diyebilen komik bir karakterdir....
'Oğlum aradım yoktun. Ben de
mesaj atayım dedim sana. Gelince ara beni emi aslan evladım. Kara
börülcem benim , öptüm annen , şeklinde mesajlar atabilen, teknolojiyi
ısrarla reddeden, kabullenemeyen, kafasına göre yorumlayan bilişim
düşmanıdır ....
AMA ... AMA dünyanın en güzel kucağına sahip, en güzel
kokan, harikulade bir varlıktır , olmadık yerlerde iyi ki doğurmuşum ulen
seni' diyen ve benim hatırıma benimle Freddy Mercury dinleyen bir sabır
ağacıdır.
Evlatlarını asla ayırmayan, aynı zamanda birbirinden koruyan güç abidesidir.
Evde bir yere uzandığınız an orada temizlik yapacağı tutan, temizlik konusunda kayışı kopardığından temizlikçi gelecek diye evi temizleyen balans ayarı kaçmış sevimli, tatlı, güzel bir temizlik manyağıdır ...
Mutfakta yaşayan, evde herkesi idare eden bir tür tatlı canlıdır....
Evrendeki tüm sevgilerin güçlerini birleştirdiği sulugöz abidesi bir yaratıktır...!!
Oğlunun damat - kızının gelin olduğunu görünce, çocuğu mezun olunca, çocuğu gol atınca, çocuğu hasta olunca, çocuğu askere gidince, çocuğu harçlıklarından 5 dolar biriktirdi diye dolar yükselince, velhasıl buna benzer bir sürü şeye anında ağlayabilen, bu mesajı okurken bile duygulanıp - gözleri dolabilen, ağlamaya meyilli bir yapısı olan duygu pınarıdır.
Çoook uzakta dursa da yakın hissedilen, çok yakınında dahi olsa canı hep istenen, asla vazgeçilmeyen, dizinin dibinde olmak istenen, evlatların varlığını varlığına armağan edebileceği, *** ıslak - kuru ama heeeep duygulu*** en önemlisi; kıçı başı oynamayan tek kadın modelidir.....

21 Nisan 2008 Pazartesi

Yolu Yarıladık:) 20.hafta

Oğlumla bugün itibariyle yolu yarıladık, bir bu kadar daha yolumuz var:) Hergün bir öncekinden heyecanlı, bir o kadar merak dolu geçiyor. Bu aralar içime biraz doğum korkusu düşse de herşey olacağına varır diyerek telkinde bulunuyorum kendime.
Bütn bir hafta güneşli haftasonunu beklerken, nezleyle boğuşmak iyi olmadı tabi. Bir yandan baba hasta zaten o bize geçirdi:) bir bana üzülür bir bebişi de mi hasta ettim diye oğluna üzülür:) Ben derim, çocuk benim sesimden çok öksürme ve burun çekme seslerimi tanıyacak:))))Böylece o güzelim iki günlük havada kısa bir cadde yürüyüşü, anneye bir mayo (2 ay sonra kısmetse giyeceğim için fiyatları da çok iyi bulduğum için 2 beden büyük mayo aldım. Beden numarası hala kulaklarımda çınlansa da yapacak birşey yok diyip aldım:) Bir de güzel bir tişört.
eve kapanmak hiç istemesem de gözümü açamadığım için bol bol yattım. Umarım gelecek haftasonu bunun acısını çıkartırız.
Bu arada bizim göbüşten hala tık gelmiyor, tamam endişenmiyorum ama ya benim oğlan aşırı tembel ya ben aşırı hissiyatsizim:) Yani hala birşeyler var desemde emin olamıyorumki belkide tekmeliyor oğlum. Neyse işte yine randevumuzu iple çekiyoruz:)

16 Nisan 2008 Çarşamba

"Hoş Geldin Bebeğim" Eğitiminden Notlar....

İki post önce AÇEV' in Joker Mağazaları sponsorluğunda, Florence Nightingale Hastanesi doktorlarının da desteğiyle gerçekleştirilen eski adıyla Aile Mektupları yeni adıyla "Hoşgeldin Bebeğim" Eğitim Semineri' ndeydim.
Seminerde ilk olarak Op. Dr. Aykan Özçelik konuşmacıydı, kendisi Florence Nightingale' in Kadın Hastalıkları Uzmanı. Konuşmasını iki ana konuda toplamıştı.
*Normal/Sezeryan Doğum ?
*Lohusalık

Doktorun demesi, sezeryan prosedürü bebek için, normal doğum prosedürü de anne için daha olumlu görünmektedir fakat anne ve bebeğin tam iyilik hali hiçbir zaman garanti edilemez.
Kendisi, koşullar uygun iken normal doğumun yapılmasından yana ancak doktorlar bile halen normal doğum yapmak istemeyen birinin zorlanmasının ne kadar doğru olacağı yönünde emin değiller.
Özellikle özel kuruluşlarda bu anlamda sezeryanın artması söz konusu, aslında doğru olan doğum şekline kesinlikle hastanın karar vermesi değil, doktorun tetkikler sonucu kararı baz alınmalıdır.
Yurtdışında ağırlıklı normal doğum yapılmasında bir büyük neden de gecelik yatak ücretlerinin $500 ı bulmasıymış, yani insanlar biraz ekonomik anlamda da bu yöntemi seçiyorlar.
Gelen sorulardan biri benimde merak ettiğim "Epidural" di. Felç yapması gibi birşeyin söz konusu olmadığını, daha önceleri seyrekde olsa idrar ve büyük tuvaleti tutamama gibi şikayetler olduğunu, bunun 6 ay kadar sürdüğünü, bazı durumlarda çok daha uzun sürdüğünü, ama bunun sebebinin kullanılan dozdan kaynaklandığını, artık bu dozun çok azaldığını ve yanlız bir kaç gün süren baş ağrılarına sebep olabileceğini belirtti.

Bir diğeri ise ilk doğumunu sezeryanla yapmış birinin ikinci doğumunu şartlar yerindeyken dahi mecburen sezeryan yapılmasının sebebi idi. İkinci doğumun normal yapılması rahimde ciddi yırtıklara neden olabileceği için yurtdışında halen desteklenmiyormuş.

LOHUSALIK DÖNEMİ:
-Doğumdan sonraki 6 haftaya denir.Kilo ve karın bölgesinin elastikiyeti hariç lohusalık döneminin bitiminde vücut doğum öncesi haline geri dönüyor.
-Doğumdan sonraki ilk 3-4 yoğun sonra azalan şekilde kanama olur, 3 hafta sürer, sezeryanda bu süre biraz daha uzundur.
-İlk günlerde daha sık olmak üzere günde 8-10 kere rahim bölgesine 20-30 sn. kadar ovma hareketiyle hafif bastırarak masaj yapılmalıdır. Bu kanamanın biraz olsun kontrol altına alınmasını sağlıyor. Rahim bu dönemde, hamilelikte olduğu gibi göbek deliğinin 2-3 parmak altından yavaş yavaş aşağıya doğru iner.
-Doğum sonrası oluşacak olan ateşlenmelere çok dikkat edilmesi gerekiyor. Genelde annenin yanlış emzirmesinden, daha doğrusu emzirememesinden dolayı biriken süt buna sebep olabileceği gibi, sütün sağılmasından 1 saat kadar sonra ateşte düşme olmazsa ciddi bir sorun olabilir, hemen doktora başvurmak gerekiyor.
-Doğumdan sonraki dönemde de kan kaybı olacağı ve sütün kalitesinin artması içinde de 3 ay daha demir hapına devam edilmeli.
-Bu dönemde bol su içilmeli ve gaz yapıcı gıdalardan uzak kalınmalı.
-Normal doğumda 15.günden itibaren hareketlere başlanılabilir, bu hareketler daha çok karın, kalça ve sırt kaslarını çalıştıracak türde olmalı. Sezeryanla doğum sonrası ilk 6 ay fazla ağır kaldırmayın, öksürürken elinizle dikişlerinizi destekleyin, her ne kadar dikişler kolay zarar görecek şekilde değildir ama tedbirli olunması gerekiyor.
-Normal doğum sonrası eve gidince, sezeryanda da 2 gün sonra banyo yapılabilir.

DEPRESYON/PSİKOZ:
Doğumdan sonra ilk iki hafta kadınların %85'inde melankoli hali görülür.
Melankoli sonucu uyku problemi, ağlama krizleri, halsizlik, baş ağrısı sıklıkla görülür.
Bu durumdaki annelere en büyük destek eşinden ve ailesinden gelmelidir. Aile anneyi iyi tanımalı ve takip etmelidir çünkü bu durumun sonu psikoza kadar dayanmaktadır. Nedenleri tam bilinmese de doğumdan sonra oluşan ani hormonal değişiklik buna sebep olmaktadır.Bu dönem 6 haftaya kadar sürebilir.
Bunlar kadın doğum uzmanının anlattıklarından aklımda kalanlardı. Daha sonra ise Boğaziçi Üniversitesi'nden Uzm.Psikolojik Danışman Aylin Atmaca Koçak konuşmacıydı.Kendisi 0-3 yaş çocuk psikolojisi, doğumdan sonra anneyi bekleyen haller, bebeklerin hangi ayında sizi neler bekler, nasıl yaklaşılmalı gibi konularda bilgi verdi.
İlk konumuz mükemmel anne olmaya çalışmayın,mükemmel anne yoktur, "Yeteri kadar iyi anne" vardır.Bunun da olması için bir takım etmenler gerekli:
*Kendinize zaman ayırın,
*Mutlu olun, ancak mutlu bir anne eşine ve çocuğuna destek olabilir,
*Dinlenin/Uyuyun( Özellikle ilk zamanlar bebeğiniz her uyuduğunda uykunuz olmasa bile uzanın, bırakın bir kaç ay yaprak sarma yemeyin, temizlik için de destek alın)
*Diğer annelerle konuşun.(Siz dünyadaki tek sıkıntılarla karşılaşan anne değilsiniz, diğer annelerle konuştukça kendinizi daha rahat hissedeceksiniz.)
*Çocuğunuza sevgiyle yaklaşın,
*Çocuğunuz büyürken sınırlara ihtiyacı vardır, onu yönlendirin,
*Çocuğunuzun tarafında olun,
*Çocuğunuzu motive edin, evde öğrenme ortamı yaratın,(komşularınızla, arkadaşlarınızla oyun grupları oluşturun ancak onları bir odada bırakıp siz sohbete dalmayın, çocukların oyununa katılın, onları yönlendirin)
*Çocuğunuzun önemli günlerini not alın,ilerde onun da çok hoşuna gidecek bir anı olacaktır.

0-3 yaş dönemi:
*Bu dönemde beyin gelişimi çok hızlıdır.
*Kişiliğimizin oluşmasında bizi eşsiz kılan şeylerin çoğu ilk 3 yılda yaşanan tecrübelerdir.
*Beyin gelişimi normal olarak doğmuş bir çocuğun içinde yaşadığı çevredeki olumsuzluklar onun gelişimini negatif etkiler.
*Beyin gelişimi tecrübelerle değişir.
*Beyin gelişiminde anne-babanın ilişkisi de önemlidir.

3.aydan itibaren yemek,uyku, banyo, oyun saatlerinin oluşturulması düzeni sağlar ve bebek kendini bu düzen içinde güvende hisseder.

İlk Ay:
-Bebek 20-30 cm uzağı görebilir.
-Sizin yüzünüzü inceler.
-Siyah-Beyaz ve parlak ışıkları farkeder.
-Sizi tanıyıp gülebilir.

3 Aylık:
-Görme yeteneği gelişmiş, göz teması oluşmuştur.
-Ellerini inceler.
-Oyuncaklar ilgisini çeker.
-15 sn. kadar ilgisini toplar.
-Yanlız olmaktan hoşlanmaz, siz odadan çıktığınızda ağlayabilir, bu onun size alışıp, şımardığı anlamına gelmez, bebek bu aylarda henüz annesinin kaybolup tekrar geleceği kavramını anlamış değildir.
-Artık anne-babadan farklı bir kişi olduğu bilincindedir.

6 Aylık
-Kendi ismini bilir, seslenildiğinde o yöne bakar.
-Yabancılardan çekinebilir, geçicidir ama çekinmemesi için korktuğu kişinin kucağına bırakılıp ortadan kaybolmak yanlış olur.
-Sizin hareketlerinizi taklit edebilir.
-Ses tonunuzdan mutlu,kızgın olduğunuzu anlar.

*İnsanlar diğer insanlarla ilişki içinde gelişir. Doğumdan 1 yaşına kadar annenin güven duygusunu vermesi önemlidir. Ancak hayatı da toz pembe göstermek iyi değildir, bazen çocuğunuzu hayal kırıklığı da yaşatabilmelisiniz. Örneğin her seslendiği saniye yanında olamayabilirsiniz. Bununla birlikte 1-3 yaşta çok fazla dur yapma demek özgüveni ortadan kaldırır.
Milletçe olumsuz cümle kullanmayı severiz "Dışarı çıkıyorum birşey lazım değil dimiii? diye sorarız halbuki "Birşey lazım mı?" demek gerekir. Bunun gibi çocuğunuza "Koşma" demek yerine "Yavaş Yürü" demek daha olumlu bir cümle olacaktır. Aynı şekilde çocuklar yönlendirilmek isterler "Orayı boyama" nereyi boyayacak o zaman? "Onunla Oynama" bu gibi cümleler yerine "bu senin oyuncağın değil, sen bununla oynamalısın" şeklinde konuşmak doğrudur .Psikoloğumuzun anlatımından aklımda kalanlar bunlardı.Son olarak Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr.Selen Göktan konuşmacıydı.

Yine aklımda kalanları kısa kısa maddeliyorum.

*Anne sütü oda sıcaklığında 4 saat, buzdolabında 5-7 gün, buzlukta 2 ay, derin dondurucuda 6 ay saklanabilmektedir. Yanlız tarih yazmayı unutmamalısınız.
*Bebeğinize banyo yaptırmadan önce ihtiyacınız olan tüm malzemeyi yanınıza alın. Oda 24-25 derece, banyo suyu 37 derece idealdir.
*Bebeğin kordonu düştükten sonra haftada 2-3 defa bebek şampuanı, banyo yağı ve bebek losyonu kullanılarak yıkanır.
*İlk 4 ay bebeğin başını yıkadığınız suyun temiz su olmasına özen gösterin çünkü başı yıkanırken akan suları yalayabilir.
*Alt değiştirirken ılık sulu pamuk yardımıyla yada yenidoğan bebekler için özel olarak satılan sadece su ile ıslatılmış ıslak bezler yardımıyla temizliğini yapabilirsiniz.Pişik olmaması için bu bölgenin iyice kuru kaldığından emin olmalısınız. Hatta bir süre açık bırakıp hava almasını sağlarsanız pişik riski en aza iner. Pişik olmadan o bölgeye krem sürmek gereksizdir.
*Bebeğin odasının 21 derece olması idealdir.
*Kendinizi iyi hissediyorsanız ilk 40 günün geçmesini beklemeden dışarı çıkabilirsiniz, temiz hava ve bol güneş annenin psikolojisinin yerine gelmesine yardımcı olacağı gibi bebeğin en çok ihtiyacı olan D vitaminini de almasını sağlar.
*İlk 6 ay bebeğinize güneş kremi kullanmayın.

Bebeğim neden ağlar?
-Açlık
-Yorgunluk
-Kirli bez
-Çok sıcak/çok soğuk
-Giysileri rahat mı?
-Gaz sancısı mı/ hasta mı?

Kolik nedir?
Bağırsak gazı.Sindirim uyum sürecinde yaşanır. 2 hafta ile 3 ay arasında görülür.

Bebeğimin kolik mi hasta mı olduğunu nasıl anlarım?
*Kolikli bebekler kucaklanmayı, sokulmayı sever, hasta bebeklerse ellenince rahatsız olurlar.
*Kolikli bebeklerin emme refleksleri güçlüdür, kolik sancısı sırasında meme verirseniz susup hızla emecektir, iştahlı, sağlıklı büyüyen bebeklerdir,hasta bebeklerse iştahlı emmezler.
*Kolikli bebeklerin dışkısı normaldir.

Ne yapılmalı?
-Gaz çıkarma
-Sallama
-İlaçlar
-Masaj(Kolik tutmadan 1 saat önce karnına saat yönünde)
-Sessiz bir ortam

UYKU
*Sırt üstü yatırılarak ayakları yatağın ucuna, yatağında herhangi bir yastık, minder vs. olmadan, oda sıcaklığı 18-20 derecede uyumalı.
*Uykuya kendi kendine geçmesini öğretin, uykulu iken uykuya dalmadan hemen önce yatağa koyun.
*Uyku öncesi rutini oluşturun.

-Hastaneden çıktıktan sonra ilk 5-7 gün içerisinde bir çocuk doktoruna gidin, rutin bir muayene olmasını sağlayın.

Tarama Testleri
Topuk testi
Metabolik tarama
Gelişimsel kalça displazi(1 aylık)
İşitme testi
Göz kontrolleri
Rutin kan ve idrar tetkikleri
Diş kontrolü

Vitaminler
Demir (6 aydan sonra)
Flor
Multivitamin (Gerek görüldüğünde)
Balık yağı/Omega 3-6 (Yeterli balık tüketimi yoksa)
D vitamini(15.günden itibaren düzenli alınmalı)

Yenidoğan sünneti için de doğar doğmaz yerine, vücudun bağışıklık sisteminin düzene girmesinden sonra yani 40. günden sonra 2 yaştan önce yapılmasını tavsiye ediyor.

Ben tamamen doktorların ağızlarından çıktığı gibi,aklımda kalanları aktarmaya çalıştım. Sonuçta %100 doğru diye birşey yok, herkes zamanla her konuda kendi doğrusunu, düzenini oturtuyor ama bunlara da kulak tıkamak olmaz, ben bu ara çok sık eğitimlerde olduğum için artık bu görüşlerin ne kadar göreceli olduğunu daha net anlıyorum. Ama sonuçta bir gerçek var bu tür eğitimlerin artması şart. Bence hiç bilgisi olmayan kişilerin ne kadar çok katılım gösterirse o kadar çok kendine olan güveni artıyor.
Biraz uzun bir post oldu farkındayım:)