Lilypie Breastfeeding PicLilypie Breastfeeding Ticker
Özel Günler... etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Özel Günler... etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Şubat 2008 Perşembe

Sevgilim....


Özel günleri hiç sevmeyen, doğum günün de bile sürpriz yapmaktansa hiç alakasız bir gün kutlamayı teklif eden, hele hele sevgililer günü, anneler günü v.s günlere oldukça düşman bir kocam var. Bununla birlikte bu günler yaklaşınca neredeyse başka bir şey düşünmeksizin sürekli ne sürpriz yapsam, ne alsam diye kafa yoran biriyim:)
Siz düşünün yani halimizi.Önceleri ki hala benim için önemli olan doğumgünleri gibi günlerde hüsrana uğradığım ve mutsuz olduğum zamanlarda oldu, hiç beklemediğim bir anda, yine ondan beklemediğim bir performansla çok hoş şeylerle de karşılandım. Örneğin hiç unutmuyorum ne zamandır almak istediğim, mutfağımda güzel duracağını bildiğim raflı bir servis arabası istiyordum. İşten erken çıktığı bir gün onu almış kurmuş, içini yerleştirmiş, aynı zamanda yapma çiçek yaprakları bulmuş, sofraya yerleştirmiş, yemekler hazır, mum eşliğinde işten geldiğimi biliyorum ve hediyem istediğim şeydi:) Yani eşim alakasız günlerde mutlu etmeyi sevenlerden, doğrusu istedimi de alasını yapıyor.
Sevgililer gününün "S" sini sevmeyen kocamla az önce konuştum. Telefonu kapamadan öncede Seni seviyorum dedim ve ne farkettim? Gözlerim dolmuş. İşte dedim esas hediye, esas somut sevgi belirtisi bu..
Sen, hala bu sana bu iki kelimeyi söylerken ki sıkta söylerim, gözlerimi yaşartabiliyorsan, benim sana senin bana vereceğimiz hiç bir hediye bu anla karşılaştırılamaz.
Ben sana bu sene söz hiç birşey yapmayacağım desem de aşkım, akşama güzel bir yemek,süslü bir sofra ve kapıdan girer girmez seni karşılayacak mumlar yine seni bekleyecek ama sevgililer günü olduğu için değil, bana her günü özel kıldığın, gözlerimi yaşarttığın, kalbimin çarpmasını hiç durdurmadığın için...
Hayatıma vazgeçilmez bir renk, aşk, sevgi ve sonsuz bir mutluluk kattın.
SENİ SEVİYORUM hem de en kocamanından:)

28 Ocak 2008 Pazartesi

Bugünlerde yeni bir kalp atıyor, aynı zamanda hepimizin:)



Tamam bekliyordum da bu kadar çabuk değil:)
Nerdeyse bebişimin ikiz kardeşi gibi oldu:) çünkü canım abim ve birtanecik Seçil'imin de bebişleri olacağı haberini aldım:)
Aramızda sadece 2,5 hafta var bu da demektir ki ben anne olduktan çok ama çok kısa bir süre sonra bir de "Hala" olacağım:))
Hala inanamıyorum. Benim minik kalbim hep yanında kardeşiyle büyüyecek:)

Ve ben, hayatım boyunca kendilerine minnettar olacağım, canım kanatsız meleklerim, halamların yarısı kadar bile yeğenime halalık edebilsem ne mutlu bana.
Hep hayalimdi..Cocukken yaptıkları birbirinden yaratıcı oyunlar, eğlenceler,hiç üşenmeden, hiç bıkmadan sonsuz bir sabır ve sevgiyle yanımızda olan halamlar gibi bir hala olabilmek. Tabii ben daha bebişimle düzen kuracakken onun aramıza gelecek olması ilk başlarda biraz yetişmemi zorlaştıracak ama sonra acısını çıkaracağım.
Aramıza hoşgeldin miniğim:)

Darıca Hayvanat Bahçesi

Geçtiğimiz Cumartesi günü ne zamandır başının etini yediğim eşimi sonunda ikna ederek Darıca' ya yol aldık. Sabahtan hava bir an kapayınca bütün moralim gitti ama sonrasında gerçekten serin ama çok güzel bir gündü.
Bilenleriniz vardır hayvanlara olan düşkünlüğümü... Bu haftanın sonunda bir minik maymun eve götürebilirdim, o kadar tatlılar yani:)
Dışarıdan yiyecek sokmuyorlar çünkü içerde belli yerlerde kuruyemiş satışı oluyor, böylece bazı maymunların ziyaretçiler tarafından beslenmesi için yapılmış olan borulara kuruyemişler atılıyor ve maymunlar bu duruma çok alıştıkları için hemen ellerini borunun ağzına tutuyorlar.
Kimi yavruların ellerinin geçebileceği kadar tellerde boşluklar var, oralardan parmaklarını size uzatıyorlar yemek ver diye:) parmakları o kadar ince ve narinki..
Papağanları bile elimizle besledik, onlar bile kafeslerinin önünden ayrılırken, arkamızdan nasıl bağırdılar anlatamam...
Neyse gerisi sizin gidip görmeniz için merak konusu olsun, çünkü Darıca Hayvanat Bahçesi'nin, siz ziyaretçilerine çok ihtiyacı var. Kapıdaki giriş ücretinden ve geliyor ise belediyeden aldığı yardımlarla o hayvanlar ayakta durmaya çalışıyor.
Gönül ister ki hepsi doğal ortamında kalsalar... Kimisini izlerken yüreğiniz parçalanıyor...Ama madem oradalar bari ufakta olsa katkımız olsun.

31 Aralık 2007 Pazartesi

Resimler..


Evdeki süslerin çoğu hazır,dışarıdan alınanlar olduğu gibi bu resimdeki gibi benimde yaptıklarım oldu. Yapılışında bunlardan faydalandım:





Veee yeni yıl..


Cumartesi akşamı Taksim-Çiçek Pasajı turumuz...


Yine Cumartesi günkü Erin ve Ayça ziyareti...

MUTLU YILLAR!!!!!


Ölen köpeğimin bundan 2 yıl önceki yeni yıl resmi...

Yeni yılda tanıdık tanımadık herkese, daha temiz bir yıl diliyorum. Bu temizlik her yönden, ülkeyi soyup soğana çeviren ve dahada çevirecek olanların bir an önce diğer kör insanlar tarafından da farkedilip uzaklaştırılmasını, masum insanlarına öldürülmesine artık son verilmesini, sadece kapımızdan içeriyle değil, yürüdüğümüz yerlerinde temiz tutulmasına özen göstermeyi, BENcilikten çıkıp, BİZ olmayı,dünya malına fazla kağılmayıp,size yettiği kadarıyla idare edip, sevdiklerinize daha çok vakit ayırmayı,bu yıl,daha çok sevdiklerinizi, hatta tanımadığınız ama ihtiyacı olduğunu bildiklerinizi ufak ama onları hatırladığınızı anlatacak küçük hediyeler vermeyi,kimsesiz bir çocuğa, kendi çocuğunuzun oynamaktan sıkıldığı bir oyuncağı hediye etmeyi sonra da kendinizi daha çok sevmenizi dilerim, etrafınızdaki canlıların hiç değilse kafalarını okşamanızı, artık kalan hiçbir yemeğinizi atmayıp onlarla paylaşmanızı, hatta barınaklardan birini evinize misafir etmenizi dilerim, hayata bakış açınız aynı gün değişecek bana inanın. Ve geçen yıldan isteyipte elde edemediğiniz herşeye bu yıl sahip olmanızı dilerim.

Son Hazırlıklar....

Bugün yeni yıl vesilesiyle tüm aileye parti hazırlığım sona ermiş durumda.Evin son halinin resimlerini çektim fakat henüz bilgisayara aktaramadım. Sanırım yarın en eğlenmiş hallerimizin resimleriyle birlikte aktaracağım.
Hazırlıklar şu şekilde idi: Yılbaşı ağacımız 20 gün öncesinden hazırlandı, altına ufak, bugünü hatırlatacak hatıra hediyeler alındı ki bu hediyelere çekiliş sonucu sahiplerini bulsun diye üzerlerine rakamlar yapıştırıldı, olmazsa olmazımız tombala yerini buldu:),cumadan beri de evin için süslenmekteydi.. Salonumuzu fazlalıkları çıkararak genişlettik, servis masamızını üzerini hem süsledik hem de self-servis olacağı için bardak,tabak, çatal-bıçaklar üzerine yerleştirildi. Bugün de masanın üzerine tüm hazırladığımız abuc-cuburların yerleştirilmesiyle hazırlıklar son bulacak.Daha gecenin ilerki saatlerinde sürprizlerimizde olacak tabi:)
Henüz ne yapsam diye karar veremeyenler için çok yorulmadan pratik birşekilde yapılacak ymek listemi veriyorum.

Cornfleksli tavuk (bu sefer göğüs etini parmak kalınlığında kestim ki ayakta bile rahat yensin diye)
Misket köfte
Milföylü sosis (üçgen şekilde kesilen milföylerin arasına kokteyl sosisler sarılarak, kürdanla üzerlerine yumurta sarısı sürülerek fırına verilir.)
Haydari-Haladan gelecek:)
Rus Salatası-Haladan gelecek
Tavuk Salatası- Anneden
Muhallebili Kadayıf tatlısı-K.valideden gelecek
Süslü-sürpriz bir tatlı da bizim gelinden gelecekmiş bakalım onunda resmini çekerim:)
Patlıcan Salatası(Bu saatten sonra uğraşamam diyene marketlerde bulacağınız Meziz marka hazır patlıcan salatasını şiddetle tavsiye ederim, evde yaptığınızın aynı lezzetini bulacaksınız,ama siz de bir kaşık dolusu yoğurt ile zeytinyağı eklerseniz çok daha lezzetli olur.)
Acıkocalı kanepeler (Acı biber-domates salçası,ceviz,ekmek içi, sarımsak, zeytinyağı,tuz,pulbiber)
Peynir tabağı
Kuruyemiş
Cips
Dipsos 1 (Maydonoz,ceviz,yoğur,mayonez,sarımsak,beyaz peynir)
Dipsos 2 (yoğurt,pulbiber,nane)
Şimdilik aklıma gelenler bunlar,eminim unuttuğum vardır ama yarın resimleriyle yine burdayım:)

19 Aralık 2007 Çarşamba

MELTEMLİ LEZZETLER 1 YAŞINDA!


Bundan tam 1 yıl önce internette öylesine dolanıyordum, "neymiş bu blogger, blogspot bir bakıyım" derken kendimi sitem için isim ararken buldum:)
Yani itiraf ediyorum aklımda hiç böyle bir site yaratmak yoktu.Bununla birlikte her geçen gün artan siteye giriş sayısını da hiç beklemiyordum. Blog'un her zaman yorum bırakan, takiplerini hiç eksik etmeyen başta Hande olmak üzere, sadece neler var bugün diye giriş yapan da çok isim var biliyorum. Her birinize çok ama çok teşekkür ederim çünkü siz bu yazıları okumasanız ben biliyorumki çoktan vazgeçebilirdim ama şu an sanki benden birileri birşeyler yazmamı bekliyor gibi hissediyorum ve bilgisayar başından kalkmıyorum.
Evet blog lezzetler adı altında yeni tariflerin verildiği bir yer olmaktan, benim yoğun çalışmam, mutfağa girememem yüzünden "günlük" halini aldı:) ama adını değiştirmeyi düşündüysem de sonradan bunu istemediğimi farkettim bunun sebebi sanki çocuğum gibi olması, yanımdan ayırmak istemediğim...
Şimdi en kısa sürede evim, yılbaşı organizasyonum, kendi yapmış olduğum süslerim, yemeklerim, özel sosların tarifleri ve resimleriyle burda olacağım.
Umarım 2008' de daha enerjik olurum ve mutfağıma da daha çok zaman ayırabilirim:)

5 Kasım 2007 Pazartesi

4 Kasım


4 Kasım Pazar Günü doğum günümdü. 26 yılı devirip, 27 yaşımdan günleri yavaş yavaş almaya başladım.
Hep istediğim bir şekilde yani bol sürprizli bir doğumgünü yaşadım. Ama işin ilginç yanı bu sürprizlerin bir tanesini bile önceden anlamamış olmam ki ben bu yönümle övünürdüm yani hayatım hep birilerine sürprizler yaparak, şaşırtarak geçen biri için tüm ailemin beni nasıl kandırmış olduğuna hala gülüyorum:)

Öncelikle Cuma akşamı, uzun süredir ara verdiğimiz devlet tiyatrolarına bu ay için 2 biletimiz vardı ve ilkini seyretmek üzere Şişli Cevahir Tiyatrosundaydık. Oyunun adı "Çok Yaşa Komedi" Çehov' un bir eseriydi. Galip Erdal-Zafer Algöz ve Zeynep Erkekli' nin oyunculukları harikaydı.Sanırım eserin adından dolayı kendimizi gülmeye çok mu hazırladık bilemedim ama beklediğim gibi değildi. Bununla birlikte dekor, oyunculuklar, kostümler harikaydı.16 Kasım günü de "Benerci Kendini Niçin Öldürdü?" oyununda olacağız, bu oyun için de bilgi vereceğim.
Cumartesi günü ise eşimle Burgaz Ada' ya gittik. Hava şansımıza kapalı olduğu için ada ziyaretçileri de çok değildi ve biraz keyifsizdi. Orada ilk sürprizimi öğrendim. Eşim Burgaz Ada'yı önceden keşfetmiş, araştırmış, güzel bir butik otel bulmuş ve doğum günüm için böyle bir sürpriz düşünmüş ama havadan ve adada vakit geçirmekk açısından emin olmadığı için kesinleştirmemiş.Belkide iyi oldu çünkü bu mevsimde çok da iyi bir fikir olmayabilir, yapacak pek bir şeyde bulunmuyor zaten.

Veee..Pazar Günü yani doğumgünü sabahı abim ve eşinin evinde kahvaltıya davetliydik. Hıh dedim bu sefer sana bir organizasyon geliyor Meltem diye içimden geçirdim ama kimse bugünün farkında değil gibiydi, kapıdan çıkana kadar bir pasta olsun kesilir diye beklemedim değil ama öyle boynumu büke büke evden çıktık:) Eşimle alışveriş yaptık, gezdik, harika bir buket, henüz gonca halinde olan güller aldım kendisinden ve havanında çok güzel olması nedeniyle bol bol yürüdük. Bu arada sevgili eşim sürekli bana "ben öyle sürprizler yapmayı beceremem, benden öyle şeyler bekleme, bu sene başbaşa yemek yiyelim v.s diyip duruyor ama benim bunların tersini düşünme gibi bir durumum söz konusu bile olamaz çünkü gerçekten o böyle şeylerin kendisine de yapılmasından, yapmaktan da çok hoşlanmaz oyüzden diyorum ya hiç beklemediğim şeyler oldu diye. Bu esnada bütün gün annemler, k.valdemler telefon açarak bir bir benimle konuştular, tebrik ettiler, vallahi ben de hepsini tek tek tebrik ediyorum o müthiş oyunculukları için:)

Vee sonunda akşam yemek yiyeceğimiz yere geldik, burası hem düğünümüzün hem de nişan yemeğimizin yapıldığı yerdi. Garsonu bile ayarlamışlar, garson bize
"Rezervasyonunuz var mı" dedi,
"Yok" dedik,
"Buyrun sizi şöyle 2 kişilik bir masaya alalım" dedi,
Bu esnada eşim, salonun köşesindeki büyk masayı göstererek "Biz burada oturalım" deyince işte bütün ailemi karşımda gördüm:)
Her birinin üstün oyunculuklarına, sürprizlerine, hediyelerine, sevgili eşime, K.validem ve K.pederime, herkesi organize edip böyle bir yemek düzenledikleri için, canım anneme ve babama bu güzel hayata gelmeme, bana nefes vermelerine vesile oldukları için, sevgili abime ve canım Seçile, yengemiz ve dayımıza, benimle oldukları için çok ama çok teşekkür ederim.
26 yıla geri dönüp bakınca, sadece kocaman sevgi dolu bir aile ve bu sevginin getirmiş olduğu müthiş güzellikte yıllar hatırlıyorum. Artık dahada kalabalık ve sevgi dolu bir aile olduk o yüzden inanıyorum ki bu güzellikler aynı oranda artarak, büyümeye devam edecek. Ama bilin ki sevgili ailem, bu güzel günler sadece içlerinde siz de olunca güzel, yoksa anlamsız geçer.
Allah bana sizlerle birlikte, daha uzun yıllar mutlu ve sağlıklı günler geçirmeyi nasip etsin. Tüm yaşattıklarınız için çok ama çok teşekkür ederim. Hepinizi çok seviyorum.Canlarım benim....

30 Ekim 2007 Salı

29 Ekim Cumhuriyet Bayramı


Cumhuriyeti'mizin 84.yılını kutladık. Belkide bu yıl daha çok ihtiyacımız vardı her yeri kırmızı-beyaz yapmaya, yollara dökülmeye. Benim bu ülkeden, yaptıkları seçim neticesinde ümidim kalmamışken, Cumhuriyet Bayramı vesilesiyle yollara dökülenleri görmek, nispeten "Korkma Meltem, bak bunca insan Atatürk için, bize sağladıkları için, Cumhuriyet için, memleketi için, şehit verdikleri için, ve ilerde başımıza daha kötü şeyler gelirse, Türkiye' yi bölme çalışmaları hızlanırsa, askerlerimiz, masum insanlarımız bu çirkinliklere daha fazla maruz kaldıkça ve baştakiler kıllarını kıpırdatmamaya devam ettikçe bile, BİZ BURADAYIZ ve ÜLKEMİZ İÇİN TEK YÜREĞİZ" diyen yüzlerce kişiyi görmek benim içimi biraz olsun rahatlattı.

Dün ki Cumhuriyet yürüyüşümüzden çok güzel görüntüler vardı, hangi birini yazacağım bilemiyorum ama aklıma gelenleri aktarmaya çalışayım. Öncelikle yürüyüş sırasında çok şeker bir bebiş gözüme takıldı. Tabi bir çok bebiş vardı ama bu pusetteki bebişin elinde küçük bir de Türk bayrağı vardı ve sanki herşeyin farkında gibi bayrağı sürekli sallıyordu:)) Resmini yukarıda görebilirsiniz. Bir sürü anne baba, bir elinde bir çocuk, babanın sırtında bir çocuk, o kalabalıkta kendilerini sokağa atmıştı. Özellikle çocuklu olan ebeveyinler soğuk, kalabalık, zorluk demeden yürüyüşe katılmaları çok güzeldi. Balkondan sarkanlar, bayrak sallayanlar, ışık yakıp söndürenler, marşlar söyleyenler...Ben her yıl olduğu gibi bu yıl da çok duygulandım.

Ve bayrağımızı balkonlarından, camlarından hiç indirmeyen, duyarlı bir yerde oturduğum için de mutlu oldum.

Dün söylediğimiz onca marştan, her zaman dinlemeyi en sevdiğim İzmir Marşı' nı sizlerle de paylaşmak istedim.


İZMİR MARŞI

İzmir'in dağlarında çiçekler açar
Altın gümüş ordu ateşler saçar
Bozulmuş Yunanlılar yel gibi kaçar

Kader böyle imiş ey şanlı ata
Yaşa Mustafa Kemal Paşa yaşa

Peygamber kucağında şehitler yeri
Çalındı borular haydi ileri
Bozuldu çadırlar kalmayın geri

Kader böyle imiş ey şanlı ata
Yaşa Mustafa Kemal Paşa yaşa

Türk oğluyum ben ölmek isterim
Toprak diken olsa yatağım yerim
Allah'ından utansın dönenler geri

Kader böyle imiş ey şanlı ata
Yaşa Mustafa Kemal Paşa yaşa

4 Ekim 2007 Perşembe

İYİKİ DOĞDUN FEDOŞ!



Annem biz küçükken, sanırım ilkokul zamanları, ailemizdeki kişilerin doğumgünlerini hatırlatırdı. Haa bu arada biz özel günleri hiç ihmal etmeyiz. Özellikle ailede en çok ben sürpriz delisi olduğum için organizasyon genelde bana ait olur. Her neyse işte annem bize doğum günlerinden bahsederken, aynı zamanda biz o dönemler belirli gün ve haftaları öğreniyoruz, işte "Yerli Malı Haftası" v.s gibi
eee geldik 4 Ekim' e "Hayvanları Koruma Günü" pardon annemin doğumgünü:))
e yani annem böyle ezberletmişti biz napalım:)))
Şaka bi yana her yıl bunun esprisi yapılır.
Bu sefer bi takım sonradan çıkan işler nedeniyle bir gün önce kutladık annemin doğumgünü tabii yine sürpriz yaparak:) Önemli olan nerde,nasıl,ne zaman, kimlerle kutladığın değil, senin için, seni düşünerek yapılmış bişeyin tadını çıkarmak bence doğumgünü...Bu yıl klasik doğumgünlerden birini yaşadın ama olsun, ee her yıl bütün akrabayı biraraya getiremem ki idare edicen artık:)

Canım annem iyiki doğdun, hatta bununla yetinmeyip bizi de dünyaya getirdin de senin evlatların olma şansını elde ettik.
Sen herşeyin gerçekten en iyisini layıksın,biliyorum yerlere düştü bu cümle ama doğrusu bu..

Ben anneme sanırım geçtiğimiz anneler gününde bi magnet aldım. Onun üzerinde şu an çok net hatırlayamasamda "Kızları, annelerinin büyüdükçe en yakın dostları olur" yada bunun gibi birşeydi.. Gerçektende öyle oldu.. Gençliğin yada genç olma aceleciliğini gösterdiğim dönemlerde zor, sıkıntılı, kimi zaman kırıcı anlar yaşattım sana biliyorum ama şunu da biliyorum ki şu an en yakın dostumsun, sırdaşımsın,spor arkadaşımsın :) bu sıfatlar yer geçen gün uzayıp gidiyor bunun büyük bir kısmı ben artık seni daha çok düşünür ve anlar olduğum için diğer kısmıda sanırım yaşım sana doğru geldiği için...
İyiki varsın. Birlikte daha nice uzun yıllar geçirmek dileğiyle...Seni çok seviyorum ANNEMMM.....

1 Ekim 2007 Pazartesi



1 Ekim 2004' de sonunda bana duygularını söyledinde bugünlere gelmek için ilk adımı attık:) Başkasına anlatsak belki 3 yıl ne ki diyecekler ama bilmezlerki neler sığdırdık 3 yıla...Ne kadar dolu dolu, bazen hırçın,çoğu zaman coşkulu, sevgi dolu 3 yıl...

18 Temmuz 2007 Çarşamba

Cennet' de 7 gün...

Uzun bir süre ara verdim yine...Hem tatil, hem iş hayatı, hem de insanın bazen basireti bağlanır ya öyle birşey işte, elim gitmedi bilgisayara.Geçde olsa yazabildim ve çok özlediğimi anladım:)

Dedim ya bir süre tatildeydik diye, mükemmel bir 7 gün yaşadım ve sizlerle de paylaşmak istedim.Tatilimize bu yıl Marmaris' de karar kıldık.Turunç Koyu' nda mükemmel bir 7 gün geçirdim. İnsanlar tatil dönüşü moral depolayarak iş hayatına başlarlar ya bizimkisi tam tersi oldu diyebilirim:) dönüş yolunda neredeyse ağlıyorduk:)) Sürekli eşime "İnsan neden böyle bir yeri bırakırda İstanbul' a döner" diye soruyordum. O gün tekrar karar verdik, bir gün, her işimizi planladıktan sonra böyle bir yerde yaşam kurmalıyız

Marmaris' e yaklaşık 12 saatlik bir otobüs yolculuğundan sonra ulaşabildik buradan önce İçmeler mevkiine sonra da Turunç' a uğrayan minibüslerle 45 dk.da otelimize ulaştık.

Otelimiz, 23 yıldır aynı aile tarafından işletilmeye devam eden, geçtiğimiz yıl da oldukça büyük bir tadilatla kendilerini yenileyen, mükemmel bir manzaraya sahip bir otel. Odalar çok geniş, yemekler ev yemeklerimizin lezzetinde, oldukça sıcak ve samimi bir yerdi. Havuz meraklıları var ise, otelin orta büyüklükte bir havuzu olduğunu ama bir kez bile girmediğimi söyleyebilirim. Böyle bir denize sahip bir yerde havuza girmek büyük saygısızlık olmalı:)) helede kocamaannn sallanan mavi bayrağına rağmen....



Turunç, aslında küçük bir kasaba havasında yani gece hayatı, yüksek sesli müzik tutkunlarına hitap etmiyor, tamamıyla dinlenmeye, doğal güzelliklerle iç içe olmayı, yakın yerleri gezip görmeye gelenlere ve özellikle küçük çocuklu ailelere uygun bir yer diyebilirim ( o kadar çok bebekli aile vardıki belliki çok önceden keşfetmişler:))
runç' da deniz kenarında oldukça şirin lokantalar mevcut, akşamları değişiklik olarak buralarda yemek yenilebilinir ayrıca küçük de bir çarsı hatıra eşya meraklılarına hitap ediyor.

Turunç' dan İçmeler' e oradanda Marmaris' e her saat başı karayolundan gitmek isteyenler için bol virajlı bir yol yada bizim gibi deniz tutkunları içinde minik tekne-taksiler mevcut. En son sefer 01:00' de bulunuyor.



Marmaris bilindiği üzere artık yaz kış yaşama elverişli bir yer. Biz sadece bir- iki akşam deniz kenarındaki balık lokantalarına gittik. Maalesef bu lokantalar ile ilgili bazı sıkıntılarımız oldu. bunların başlıcası sokaklara kadar taşan menülerinin hepsinin İngilizce olması. İnanın bazı zamanlar sanki ben, Türkiye' de değilde yabancı bir ülkeye turist olarak gelmiş ve yemek yemeye çalışıyor gibiydim. Bu konu ile ilgili lokanta sahipleri ile görüşünce daha da ilginç bir manzarayla karşılaşıyorsunuz.İçerden size Türkçe bir menü çıkıyor ve sokaktaki fiyatlardan çok farklı olduğunu görüyorsunuz. Hele birde sıkı pazarlıkçıysanız o fiyatlar kimbilir kaçlara inmekte.. Diğer bir sıkıntıda sürekli etrafta bağırarak mekana turist çekmeye çalışan işletme sahipleri... Size tavsiyem Marmaris' de iseniz ve sakin iyi bir yer arıyorsanız eski Marmaris denilen meydanın en sonunda yine sahilde kalan yerlere kadar yürümeniz hem sakin hem çok daha kibar, eski işletmeciler bulmak mümkün...

Hem Turunç' dan hem de Marmaris' de pek çok acenta mevcut.Bu acentara danışarak pek çok aktiviteye katılabilirsiniz. 5-6 farklı koylara yapılan tekne turları, jiplerle köy turu, Dalyan ve günübirlik dalış turları ile 4 günün sonunda verilen sertifikalı profesyonel dalışçı olmak isteyenlere kadar pek çok imkanınız mevcut. Biz Çiftlik, Kadırga, Gebe Kilisi gibi yakın yerlere günlüğü 20 il2 25 Ytl'ye değişen tekne turu yaptık. Bu turlara öğlen mangalda pişen yemeğiniz, akşamüstü dönüş yolunda verilen buz gibi karpuzlarınızda dahil. Bunun dışında uzun zamandır denemek istediğimiz su altı sporları içinde bir ısınma olan günübirlik bir kurs aldık. Başlangıç seviyesinde verilen bu kursların maliyeti 70 Ytl. Oldukça etkileyici, biraz ürkütücü ama mükemmel bir duyguydu. İlk dalışınız 15-20 dk sürüyor ve çok sığ bir suda yapılıyor. Burada su altında kullanmanız gereken işaretler ve nefes alış teknikleri öğretildikten sonra resimleriniz ve kısa videolarınız sizlere anı olması için çek



İkinci dalışınız ise biraz daha uzun sürüyo ve hocalar eşliğinde 8-10 mt. aşağıya iniyorsunuz.İşte burda biraz ürktüm çünkü öyle bir yere geliyorsunuz ki aşağınız tamamıyla uçurum ve dibi kesinlikle görünmüyor...
Bu dalış ilerde profesyonelce yapmak isteyenler için iyi bir antreman bence hoşlanıp hoşlanmayacağınızı keşfedebiliyorsunuz. Kesinlikle tavsiye ederim.
Umarım daha fazla ara vermeden tekrar yeni yerler ve yeni yemeklerle gelebilir. Gecikme için üzgünüm:)) Tüm sevgilerimle...

14 Mayıs 2007 Pazartesi

Canım Annem...

Canım Annem,
Her ne kadar seninle ilgili duygularımı anlatmak için çok fırsatım olsada günlük hayatın içinde bir şekilde sevdiklerimize hislerimizi çok sık dile getiremiyoruz. Bende, aynı zamanda günlüğüm sayılabilecek sitemde, senin ve tüm annelerin anneler gününü kutlamak istedim.
Hayatımın her evresinde , her gününde yanımda oldun, eksikliğini hiç hissetirmedin, belki en zorlu mesleği seçtin, hem anne hem ev hanımlığı...Her zaman fedakar, anlayışlı ve özveriliydin.
Böyle mutlu, sevgi dolu, huzurlu bir evde büyüdüğüm ve arkama ne zaman dönüp baksam sadece mutlu anılarla dolu bir hayat sağladığınız için sizlere çok teşekkür ederim.Sizlerin çocukları olmaktan hep gurur duyduk.
Sırf bugün değil her günkü anneler günün kutlu olsun. İyiki anne oldun, iyiki senin çocuğun oldum.Seni çoook seviyorum annemmm....İYİKİ VARSIN...

19 Mart 2007 Pazartesi

Bir cumartesi akşamı...

Bu hafta iş yoğunluğumdan yazmaya biraz ara verdiğimi farkettim ve maalesef yine bu yoğunluktan dolayı elimden pek bir işte gelemedi :) ama haftasonu çok güzel vakit geçirdim. Öncelikle cumartesi akşamı resimdeki güzel sofranın sahibi sevgili Berna Hanım ve Fatih Bey' in evine iş arkadaşlarımız ve eşleriyle birlikte davetliydik. Berna Hanım mükemmel bir sofra hazırlamıştı. Sıcak sıcak nefis bir börek, kereviz salatası, taze fasulye ki bu fasulyeyi özellikle anlatmakta fayda görüyorum. Şöyle ki, Berna Hanım o kadar zevkle ve severek bu sofrayı hazırlamış ki bu öncelikle fasulyeden belliydi. Fasulyeleri ayıkladıktan sonra, arpacık soğanları, şekeri, tuzu, rendelenmiş domatesleri ve yağını henüz fasulyeler pişirmeden iyice tatları birbirlerine geçene kadar karıştırıp, daha sonra geniş bir tencereye üstüste, ikişer sıra halinde dizip bir daha hiç karıştırmadan kendi suyunda pişirmiş ve servis etmiş. Bundan sonra kesinlikle bende bu şekilde yapacağım çünkü hem görüntüsü mükemmeldi hemde kendi suyunda pişen fasulyeler her zamanki tatlarından çok daha lezzetliydiler.Bunun dışında yine renk uyumunun hakim olduğu, biber, domates, zeytin ve oldukça acı turşularıyla ayrı bir servis...Her biri birbirinden farklı peynir çeşitleri ve özel servisi ile mükemmel bir meze sofrasıydı. Ben de kendisine destek olabilmek için daha önceki tariflerimden bildiğiniz, yeşil dürümümü kişi bazında marul yapraklarına sararak servis ettim. Sofranın bereketinin sakın bu çeşitlerle sınırlı kaldığını sanmayın, biz böyle düşünürek tüm bu lezzetlere kendimizi kaptırmışken ana yemekler geldi. Berna Hanım, sadece et yada balık yemeyen kişi olması riskine karşı hem et sote hem de fırında levrek yapmıştı ki ikisininde lezzetine diyecek söz bulamıyorum. Ve pilavı... Çingene pilavı olarak biliniyormuş. İçerisinde bulgur, pirinç ve arpa şehriye karışımı ile, rendelenmiş havuç, kayısı ve üzüm bulunuyordu.Üzümün verdiği mayhoş tadı ve kayısının lezzeti anlatılacak gibi değil. Ben daha tadına bakmadan önceki tariflerimde bulunan arpa şehriyeli pilavıma benzettim ama her gittiğin yerden, her tecrübeden bambaşka şeyler öğrenildiğini atlamışım:) Pilava küçük küçük robottan geçirilmiş kuru kayısılar ilave etmeyi herhalde düşünemezdim.
Sevgili Berna Hanım' a ve Fatih Bey' e bu güzel yemekler ve eşliğindeki zevkli müzik ziyafeti, sohbetleri için tekrar teşekkür ederim. Harika bir cumartesi akşamı geçirdim.

Pazar günü eşimle benim genelde miskinlik günüm olduğu için yine brunchla karışık, yemesek bile göz zevkimiz için kurduğumuz güzel bir pazar kahvaltısından sonra filmimizi seçtik ve seyretmeye çalıştık. Çalıştık diyorum çünkü sürekli gidip-gelen elektrik kesintisi kısa da olsa sinir harbi yaşamamıza sebep oldu ve sonunda filmi bitirebildik:)

Kanlı Elmas (Blood Diamond), Leonardo DiCaprio, Djimon Hounsou, Jennifer Connelly' nin başrollerde olduğu ve elmas ticaretinin boyutlarının, bu uğurda yapılan savaşların, kaybedilen hayatların, parçalanmaya çalışılan bir ülkenin ve içindeki hayatların hikayesi... Daha filmin başında aslında hepimizin bu ticaretin içinde payımızın olduğunu düşünüyorsunuz. Özellikle pek çok kişinin bu değerli taşın ufacık bir parçasını bile parmağında görmek için çırpındığını ve dolaylı da olsa bu ticaretin içinde hissediyorsunuz kendinizi. Bunun dışında Afrika' da halen süre gelen çocuk askerlerin dramı, geçirdikleri travmanalara da ışık tutuyor. Oyuncularda süperdi. Özellikle 1997 yılında yine beni çok etkileyen Amistad filmindeki performansı ile Djimon Hounsou...
Sonuç olarak bence olağanüstü bir filmdi. Halen seyretmemiş olanlara duyurulur:)

14 Şubat 2007 Çarşamba

Sevgililer Gününüz Kutlu Olsun...

Sevgililer gününün insanların bir şeyler yapmak için zorlandığı, tıpkı anneler-babalar gününde olduğu gibi alışveriş çılgınlığının yapıldığı, çok da gerekli olmayan bir gün olduğuna inanıyorum (yoksa artık sevgiliden eş durumuna geçtiğim için mi bilinmez;) Şaka bir yana belki klasik olacak ama hiç beklenmedik zamanlarda ufakta olsa yapılan jestler bence daha makbul tabi yıl içinde hiç sürpriz, tek bir gül yada güzel mum ışığında bir yemek bile yiyemiyor ve sadece bugün sayesinde böyle bir kutlama yapabiliyorsanız bencede kutlanmalı, en azından yılda bir kez diyebilirsiniz ;)

İşte sonradan bugüne inanmayan biri olarak, madem böyle bir gün yaşantımızın içinde yer alacak bende bundan sonra "Sevgililer Günü" kapsamını aşıklara ek olarak anne-baba-çocuk, büyükanne- büyükbaba, çok sevdiğim hayvanlara ve aklınıza gelebilecek herkese ve herşeye duyulan sevgi olarak değişikliğe uğrattım.

Birini yada birşeyi sevmek için yada bunu dile getirmek için herhangi bir güne ihtiyaç duymamak gerek o zaman hiç bir inandırıcılığı olmadığını düşünüyorum. Bence bugün sevgiliniz yada eşinizin yanı sıra ailenizi de unutmayın madem "seni seviyorum" demek için hep bir sebep arıyoruz bugün de, bunu çok sık dile getiremediğimiz anne ve babalarımıza söylemeliyiz. Onların zaten bunu çok iyi bildiklerini düşündüğümüzden gerek duymayız ama bu söz herkesi, her zaman mutlu eder.

Bende canım annemi, babamı ve abimi her şeyden çok sevdiğimi yine bu bahaneyle dile getirmek istiyorum, iyiki varsınız...Sevgili eşim bize her gün sevgililer günü olduğu için sadece seni sevdiğimi bir kez daha söylemek istedim :)

Sevgililer Gününüz Kutlu Olsun! Umarım hayatınızın her gününü bugün gibi geçirir, tüm sevdiklerinizi her gün hatırlar ve hislerinizi hiç saklamazsınız....

Hediye Seçeneği:Bugün için sevgilime yada sevdiklerime hala ne almalıyım diye düşünenleriniz varsa sadece bu resimlere bakın. Bence fazla sözede gerek yok ne dersiniz ;)




Tatlı Kurabiye


Vee...Benim için herkesden farklı anlamlar taşıyan benim Sevgililer Günüm için yoğun çikolata tadı olan bir tarif.... Merdane yardımıyla açılıp tamamen hayal gücünüzle şekil verebilmenize uygun, oldukça yumuşak kıvamda bir hamur oluyor. Tarif yarım santim kalınlığında açılması olarak verilmiştir.Bu şekilde açılıp şekil verilince bisküvi kıvamında oluyor, dilerseniz biraz daha kalın şekiller verebilir ve daha yumuşak kurabiyeler elde edebilirsiniz.

Malzemeler:

  • 60 gr. bitter çikolata
  • 120 gr. damla çikolata
  • 30 gr. tereyağı
  • 1 su bardağı toz
  • 2 yumurta
  • 2 çay kaşığı vanilya
  • 1,5 su bardağı un
  • Üzeri için pudraşekeri

Hazırlanışı:

Bitter çikolata ve damla çikolatayı benmari usulü eritin. Tereyağı ve erimiş çikolatayı bir kaseye alıp mikserle çırpın. Şeker, yumurta, un ve vanilyayı ekleyip iyice yoğurun.
Hamuru unlanmış tezgaha alıp yarım santim kalınlığında açın. Hamur kalıplarıyla dilediğiniz şekli verdikten sonra yağlı kağıtla kapladığınız fırın tepsisine kalıpları belli aralıklarla dizin. Önceden ısıtılmış 180 dereceye ayarlı fırında 15 dakika pişirin. Üzerlerine pudra şekeri serpip ılık servis yapın.


Tatlı kurabiyelerin yanında nefis bir tat...Sıcak Çikolata...

Malzemeler:

  • 350 ml. süt
  • 2 yemek kaşığı krema
  • 20 gram sütlü çikolata
  • Yarım çay kaşığı tarçın

Hazırlanışı:

Çikolata küçük parçalara ayrılıp süte karıştırılır ve ağır ateşte ara ara karıştırılarak çikolatanın erimesi sağlanır. Bu sırada krema başka bir kapta hızlı bir şekilde çırparak köpük haline gelene kadar kabartılır.Çikolata tamamen eridiğinde fincanlara servis edilir ve üzerine kabarttığınız krema konularak servis edilir.

Tarçını dilerseniz çikolata süt ile eritildiği sırada ilave edebilir yada benim yaptığım gibi kremanın üzerine süs yapmak amacıyla da kullanabilirsiniz. Tarçın sevmeyenler ise kakao yada rende çikolata ile de şekil ve tad verebilir.

Eskişehir' e yeni bir nefes geldi...
Haftasonu Eskişehir' deydim bu sebeple yeni tarifler yok ama onun yerine dünya tatlısı bir bebiş var :) Evet ailemize yeni biri katıldı ve ben yenge oldum...O kadar minik o kadar tatlı birşey ki insan gözünü kırpmadan sürekli onu seyretmek istiyor ki öylede yaptım:) Bence dünyanın en zor işi anne ve baba olmak bunu bir kere de canlı canlı görerek şahit oldum. Bunu ben dahil herkes biliyor ama herkesin de eninde sonunda sahip olmak istediği bir şey herhalde...Yine bunu da bebişimizi, Toprak' ımızı görünce anladım. Ne kadar yorgun olsadınızda, saatlerce susmayıp ağladığında, bu durumun vermiş olduğu çaresizlik, sinir harbinden sonra bile çok değil 2 dakika sonra bile yüzünde beliren, tesadüfen oluşan minik bir tebessümü, minik bir mimiği sizi kahkahalara boğabiliyor ve saniyede tüm yorgunluğunuz uçabiliyor. İşte bu yüzden bu kadar zor olduğunu bilsenizde sevgisi ağır bastığı için onu hayatınıza alıyorsunuz herhalde.

Minik Toprak' ımız aramıza hoşgeldin! Sevgili Evrim abla ve Alper abiye teşekkür etmeden olmaz tabi çünkü, en yorgun saatlerimizde bile resmine bakıp tüm yorgunluğumuzu alan, hayatımıza inanılmaz bir renk katan, bu kadar sevimli, bu kadar tatlı bir bebişin dünyaya gelmesini sağladınız. Bu güzel, küçük aileye hep birlikte çook uzun, sağlıklı ve mutlu günler diliyorum vee maşallahımı da eksik etmiyorum ;)