18 Ekim 2009 Pazar

Uzuuunn bir süre yokuz....

Neredeyse 1 aya yakın bir süre ara vermişim...Bu süre zarfında yine pek çok şey yaşandı. Bunlardan bir tanesi vardı ki, benim uzun bir süre aklımdan çıkmayacak, benim başıma gelmez dediğim fakat yaşamak zorunda kaldığım bir durum. Şimdi geçti, bitti umarım çabuk unutulur...Bu konu çok fazla keyfimi kaçırdı sanırım bir türlü bu yüzden elim gitmedi yazmaya. Ardından geçtiğimiz bayramın son gününden beri Tolga' nın sürekli hasta olması çok canımızı sıktı. Tam düzeldi derken tekrar ateşlendi. 6.hastalık geçirmiş, 1 haftada 200 küsur gr. vermiş.Zaten iştahı çok olmayan bir çocuktu bir de bu zor aldığı kiloları verince ardından ikinci kez grip mikrobu alınca bir de annesinin ilaçsız tedavi edeceğim inadı olduğundan daha yeni son iki gündür burun akıntısı geçmiş oldu.
Bu süre zarfında yeni bir kararla lise yıllarından sonra ikinci kez günlük tutmaya başladım çünkü bazı şeyleri burada yazamayacağımı ama bir şekilde de içimi dökmek gereği duyduğum için bu kararı aldım.
Son 3 gecedir de çok az uyudum.Sanırım diş çıkarma zamanı yani benim aklıma başka bir şey gelmiyor. Sebepsiz uyanmalar, ağlamalar, huysuzluklar...Çok yoruldum...
Yemek yememesi de üstüne eklenince yüküm iki katı arttı. Her gün yeni ne yapsam diye düşünmekten mutfaktan çıkamaz oldum...
Buradan tüm bu şekilde aynı yoğunluğu yaşayan ama bloguna da sahip çıkan anneleri bir kez daha tebrik ediyorum zira ben artık yetişemez oldum belki de son kalan enerjimi boş boş oturmaya harcamak istiyorum.
Sanırım bu bloguma bir veda oldu.
Kim bilir keyfim yerine gelir, unutmak istediklerimi unutur, Tolga biraz daha kendi kendine yeter olursa tekrar geri dönerim ama şu an için enerjim kalmadı.
Kim bilir yeni yıldan sonra beklediğimiz bir takım haberleri alırsak hayatımda açılacak yepyeni kapıları, yeni bir yaşamı sizlerle yine burada paylaşmaya devam ederim...Tüm blog dostlarıma beni sıkı sıkıya takip ettikleri, yorumsuz bırakmadıkları için teşekkür ederim.

23 Eylül 2009 Çarşamba

Gezdik,eğlendik, yorulduk....

Uzun bir yazı olacak sanırım çünkü yine ihmal ettim yazmayı. Aynı anda bir sürü işe yetişenleri gerçekten kıskanıyorum.Benim enerjim eve ve Tolga' ya ancak yetiyor. Ben yetişmeye çalıştıkça, Tolga' nın hareketliliği arttıkça bu sefer yorgunluktan sinirler geriliveriyor:(
Geçtiğimiz hafta boyunca oldukça hareketli ve keyifli günler geçirdik. Tolga' da çok mutlu oldu sanıyorum.


İlk önce oyun grubuna gelen bir maille Music and Together' ın demo dersine katıldık. Sevgili Yapıncak ve kızı Ada ile tanıştık tabi 3 anne ve bebeği de vardı. Tolga ve bana oldukça değişik, keyifli, biraz yorucu 45 dk. geçirdik. En güzeli de evde iş güç derken Tolga ile kesintisiz bir 45dk. geçiremiyordum, bunun zevkine vardım. Kapıdan girdiğimiz andan itibaren Tolga sanki daha önce bu evi görmüş gibi başladı gezinmeye. Birer ikişer arkadaşları da geldikçe dahada keyiflendi. Kimseyi yadırgamadı hatta yanıma neredeyse hiç uğramadı:) Etkinlik boyunca gezindi, Tolga' dan 3 ay büyük ama henüz yürüyemeyen Efe'ye sarıldı, annesinin sırtına çıktı:) daha neler neler... Belki müziğe ilgi göstermedi ama uzun zamandır olmasını istediğim gibi bir çocuk olduğunu gördüm. Yani eteğimin dibinden ayrılmayan, sürekli kucak isteyen, kimseyi yanına yaklaştırmayan bir çocuk olmasını hiç ama hiç istemiyordum ve böyle olmadığını da ilk kalabalık grupta keşfetmiş oldum ve bu beni çok mutlu etti. Nitekim bu saydığım özelliklere sahip de bir iki çocuk vardı sanırım 2-3 yaşlarındaydılar. Umarım ilerleyen yıllarda huyu değişmez. Yapıncak' a bu etkinlikten dolayı tekrar teşekkürler. Çok keyifli zaman geçirdik.

Bayram boyuncada Ayaz ile birlikte olduğumuz için ben yeğenimle, Tolga' da kuzeniyle bol bol zaman geçirdi. Bayramın ilk günü tabiki ailelerimizleydik. Artık gelenekselleşen güzel bir bayram yemeği yedik. Şansımıza iki oğlanıda uyutunca lokmalar boğaza dizilmeden bir yemeği bitirebildik:) Ertesi gün Bostancı' daki Zuzu Cafe' deydik. Bayram' ın ikinci günü olduğu için bizden başka kimse yoktu bu yüzden kendi evimizdeymiş gibiydik.
Zuzu Cefe' yi tüm annelere tavsiye ediyorum. İki arkadaş hem hava alıp hem güzel yemekler yiyip, kahvenizi yudumlarken, bebişlerinde keyifli vakit geçirebileceği harika bir yer. Gelir gelmez Tolga oyun odasında ablası eşliğinde oyunlar oynamaya başladı. Arkasına dönüp bakmadı bile. Bu hem çok güzel hem biraz hüzünlüydü sanırım:)
Hoşuma gitti çünkü kendi başına bir birey olması adına güzel adımlar, hüzünlüydü çünkü insan ne olsa yahu ne zaman büyüdüde bensiz olabiliyor diye içinden geçiriyor:)
Öğle yemeğini bile cafedeki ablası yedirdi ki Tolga şimdiye kadar ya benden ya annemde yemek yiyiyordu. Ayaz' ın gelmesiyle biraz işler değişir gibi oldu. Çünkü Ayaz ilk etap annesini babasını aradı birazda ağlayınca Tolga' nında ağlamaları başladı çünkü bizi gördü sanırım oyun odasından biraz uzakta oturmak daha iyi olacaktır. Her ne olursa olsun onlar ve bizim için çok keyifli geçti. Yemekler çok güzel, oyun odasındaki oyuncaklar çok güzel ben bile oynamak istedim:) Arada babalar devraldı gelin-görümce kahvemizi yudumladık:) Kısacası güzel bir gündü. Oradan çıkıp sahile gittik. Deniz havası aldık. Oğlanlar paytak paytak dolandılar.Her gören bir kere daha baktı bu güzel ikiliye:)
Tolga her geçen gün büyüyor. Artık mama sandalyesinden inmek istiyor. Sokakta elini vermeden kendi yürümek istiyor. Canının istediği yöne ilerliyor, sokakta pek söz dinlemiyor, tutturmalar sanırım biraz erken başladı:) Çocuklara inanılmaz düşkün. İlk kez gördüğü yaşı kaç olursa olsun her çocuğa gidip sarılıyor. Bazen annelerine bile. Bu kadar sevgi dolu olması için ben birşey yaptığımı düşünmüyorum ama sanırım doğumunu izleyen ilk haftadan beri sokaklardayız ve hep yeni yüzlerle karşılaştı bu yüzden yadırgamıyor olabilir ama yine de kesin konuşmak için erken huyu da değişebilir.
Üstten iki dişi daha göründü ama henüz tam anlamıyla meydanda değil. Belkide diş yüzünden son bir haftadır doğru düzgün hiç yemek yemiyor.
Evde çok sık zaman geçirdiğimiz için en çok ilgisini çeken çamaşır makinası. Neyi keybetsek içinde buluyoruz:) Çamaşır yıkayacağım zaman kirlileri bana veriyor ben makinaya yerleştiriyorum. Hala çalışırkenki sesinden ürküyor ama yıkama bitince temiz olan çamaşırları tekrar makinaya atma huyundan kurtulamadık:) Birde şu televizyon kabloları... Hayırdan hiç anlamıyor yada işine gelmiyor. Sürekli o kabloların arasında. Artık sabrım taşıp sesimi yükselttiğimde de çok içli içli ağlıyor. Çok kırılgan ve hassas ses konusunda. Ben bir süre karışmayıp ağlamasına ses etmeyince daha çok bozuluyor hemen yanıma gelip sarılıyor o zamanda dayanamıyorum:)
Araba koltuğu ve pusette hala oturmuyor. Bu yüzden yolculuk ve dışarı gezmeleri zor olmaya devam ediyor. Sokakta kolumda taşımaya artık iyice zorlanıyorum. Araba ile 10 dk dan uzak yere gidemiyorum. Oyalamak için her yolu deniyorum ama yok. Bu konuda tavsiyesi olan varsa lütfen yazsın.
Yarın aşı günümüz bakalım neler konuşacağız Kadir Amcamızla:)
Yeni bilgileri paylaşacağım.
Sevgiler

6 Eylül 2009 Pazar

Bebeğim Artık 1 Yaşında!


Zaman zaman takip etmeye çalıştığım arkadaşlarımın bloglarında bir bir doğum günü kutlamalarını yapıldı ve sonunda benim oğluma da sıra geldi:)

Kalabalık ortama çok alışık olmadığı için biraz huysuzluk biraz uykusuzlukla karışık bol koşturmacalı ama bir o kadar keyifli bir gün yaşadık.


Karışıklıktan tek tek söyleyememiş olabilirim ama gelen herkese başta canım aileme taaa nerelerden kalkıp geldikleri için, yıllardır birlikte olduğum dostlarım Eda, Gülşen ve Burçin' e bütün gün koşturup bana iş bırakmadıkları ayrıca tüm gün profesyonel makinalarıyla bu güzel pozları yakaladıkları için çok teşekkürler.

Bir büyük teşekkürde Pastacı Ablamız Rapu' ya:) bize harika bir pasta yaptığı için.Tolga'nın kumanda, mause gibi şeylere aşırı düşkünlüğünden dolayı böyle bir konsept belirlemiştik ve kendisi beni kırmayıp süper bir pasta hazırladı. Tekrar tekrar teşekkürler.

Henüz tek başına mum üfleyemediği için oğlumla birlikte üfledim ve onun için dileklerde bulundum. Dilekler diyorm çünkü bu yazacaklarımdan hiçbirini birbirinden ayıramadım.

Oğlum, daha çooook uzun yıllar doğumgününü organize etmek, yanında olmak istiyorum. Yüzünün her zaman gülmesini, hayatın boyunca mutlu olmanı, sadece sevdiğin, zevk aldığın bir işi yapmanı, işini amacın olarak görmemeni, aile kavramını her zaman önde tutmanı ve hep canlı, hayat dolu, her anının tadını çıkararak yaşamanı diliyorum.
Seni hayatta sahip olduğum, olabileceğim her şeyden çok seviyorum.

5 Eylül 2009 Cumartesi

1 yıl önce bu saatlerde...

Şu an minik bebeğim anlamasada çok güzel bir doğum günü kutluyoruz. Resimler, ciciler, harika pastası, hepsini en kısa sürede yazacağım. Ama önce bu anı yaşamalıyım. Yarın birden adam olmuş bir çocuğa dönüşmeyeceği için 1 yaşına çok fazla anlam yüklemesem de geçen yıl 5 Eylül' de başlayan bu serüveni işte bu fotoğraflarla şaşkınlıkla izlemeye devam edeceğim.

24 Ağustos 2009 Pazartesi

Ayaz ile Tolga 5 Ağustos / 11 ayları bitti. Ayaz 10.5 Tolga 9.5 kilo

Çooook uzun zaman oldu yine. Bugün çok sevdiğim eski bir arkadaşımın uyarısıyla kendime geldim. Acayip bir üşengeçlik çöktü üstüme kalkmak bilmiyor yoksa çoktan kafamda kaç post oluşturdum da oturup buraya dökemedim.

Tolga ile aynı gün doğumlu yeğenim Ayaz 3 hafta annemdeydi, bizde her gün onda... Bu sayede her ikisi içinde çok hızlı ve keyifli günler geçirdik, geçirdikde biz de öldük bittik yorgunluktan. Gerçekten çok yorucu geçti.Birinin yemeği uykusu derken alt açma hadi ikindi menüleri, herşey iki defadan... Bu yorgunluğa en çok değdiğini anladığım zamanlarsa Ayaz' ın ağlayarak öğle uykusundan uyanması ama Tolga' yı görür görmez sadece ona doğru kahkaha atıp emeklemesi, Tolga' nın her sabah onu ilk gördüğünde kafasını alnına dayaması, tosss yapmaları ( biraz keçiler gibi toslaşarak kafalarını değdirerek anlaşıyorlar ama olsun:) Tolga 'nın Ayaz' ı bir hafta görmemesi sonrası bizde gördüğü çerçevedeki resmi biz söylemeden öpmesi sonunda birbirlerine ne kadar alıştıklarını ve sevdiklerini görünce tüm yorgunluklara değdi. Sadece bu da değil Tolga Ayaz ile vakit geçirmeden önce arabalara hiç ilgisi yoktu. Her gün Ayaz' ın eline aldığı herşeyi yerde sürterek arabaymış gibi kullanmasını gördü ve artık o da yapmaya başladı. Ayaz' da Tolga'nın her istediği şeyi bize parmakla işaret etmesini görüp o da parmağını kullanmayı öğrendi. Birbirlerinden o kadar çabuk etkileniyorlar ki onları seyretmek dünyadaki bütün olup biten herşeyi unutturuyor, sanki zamanı durduruyor.
Bu koşuşturma esnasında Tolga' nın odadan çıktığımdaki çığlıkları dahada şiddetlendi ve ben hem yanlış bir tavırla oğluma yaklaşmak istemediğimden hem de artık ağlama sesine beynimi yemek üzereyken doktorumuzun tavsiyesi üzerine Nisan Psikolojik Danışmanlık Merkesinde bir pedagoga gittik. Ne çok memnun kaldım ne de keşke gitmeseydim diyebiliyorum belkide tek seferde bunu demem zor bilemiyorum yada 11 aylık bir bebek çok da sorun gibi gelmedi onlara onu da bilmiyorum ama ne kitaplar ne tv deki doktorları da takip etsemde gidip bire bir biri bana hatamı söylemedikçe bir şeyi kabullenmem zor olduğundan gitmem gerekiyordu.

Bir konuda en azından daha hassas davranıyorum o da şu ki: Tolga 'nın bu yerli yersiz ağlamalarına, beni oda kapısında görmesine rağmen çığlığına bir süre sonra cevap vermemeye başlamıştım. Bunun sebebi biraz sabrımın sınırları zorlandığı için birazda her ağladığında kucaklamak istemeyişimdi. Ama doktor hanımın teşhisi kafama yattı. Ona göre Tolga bir şeylerin kaygısına düşmüş ki haklı olabilir. Bunun sebebi son günlerde huzursuz, keyifsiz günler yaşamam ve bunu yüzüme, sesime oldukça yansıması. Yaklaşık 2-3 haftadır iş arayışındayım ama henüz Tolga' yı kime emanet edeceğim meçhul artı birini bulsam bile 30 gün çalışıp aldığım parayı dadıya vermek bana biraz gereksiz geliyor, o zaman oğlumu niye bırakayım v.s gibi kaygılarım var e bunlara tüm günün yorgunluğu eklenince keyifsizlim ona da bulaştı sanırım. Bir de en azından bir süre daha her ağladığında kucağınıza almamı önerdi, tekrar o güven duygusunu sağlamak adına.
Bir diğer danışmak istediğim konu da son zamanlarda hayır dediğim hiç bir konuyu dikkate almaması. Ses tonumu değiştirsemde, hayır desemde dönüp bile bakmıyordu. Bunda da hatamız çok sık hayır demiş olabilirsiniz dedi ki mümkündür. Sadece hayati teklikesi olacağını düşündüğünüz konularda hayırı kullanın diğer konularda örneğin masanın üstünden bişey alacağı vs. gibi konularda ilgisini başka bir noktaya çekmek hayır demekten daha iyi olacaktır dedi.

Pedagog maceramız 18 aylık olana kadar rafta en azından orası herhangi bir sorununuz olmazsa o ayda bekleriz dedi ama dediğim gibi içime pek sinmedi nedense.

Gelelim son zamanlardaki gelişmelere...Tolga 20 Ağustos tarihinden beridir yürüyor:)
Tabiki öyle devamlı yürümeden bahsetmiyorum çoğu zaman yine emekliyor yada plastik sandalyeleri sürüyerek ilerliyor ama hedefi varsa elimizi tutmayı reddetmek suretiyle tam bir ördek paytaklığıyla yürüyor ki ben yine bu artık benim oğlum bebeklikten çıktı diye şaşırıyorum:) İlk elleri bırakarak ayakta durma denemeleri..
Yürümesinin heyecanı öyle bir sardıki diğer yaptığı şeyler yanında hafif kalıyor sanki unutuveriyorum hemen ama aklıma gelenler, her türlü nesneyi tek bir kez göstermek suretiyle çözüvermesi ama tabi işine gelen şeyler. Elektronik olan herşeye bu nesildeki pek çok çocuk gibi ilgisi inanılmaz. Klimanın kumandası ile Tv nin kini ayırt edyor ve bizi taklit ederek kumandayı alıp klimaya doğru uzatıp açma düğmesini ayırt edip basabiliyor. Bilgisayarın mousunu bir kez eline aldı ve tam bizim tuttuğumuz gibi tutup tekerleğini işaret parmağı ile çevirdi. Zaten diş buğdayında da buna gitmişti bilgisayar mühendisi mi olacak ki? Kavanozların kapaklarını açıp tekrar aynı şekilde kapatabiliyor. Pusetinde durmayıp kucağımızda onu kendi itmek istiyor. Bunun gibi gün içinde şaşırdığım ama sonra not edilmeden unutulan çok şey var muhakkak ama neredeyse 1 aydır yazmadığım için silindi beynimden. Bazen blogu kapatıp oğluma hatıra kalacak bir deftere dökmek istiyorum yaptıklarını bazen gelen bir iki yorumla tekrar yazma isteğim canlanıyor bakalım ne olacak bu kararsızlık...
Şu an kısa bir tatildeyiz. Yarın da uzun zamandır ilk kez Tolga sız sadece anne ve baba başbaşa Bozcaada güzel romantik bir gün geçirecek inşallah her şey rastgiderse..
Onu ne kadar özleyecek olsamda çok ama çoook ihtiyacım var yalnızlığa, az sese, ne yiyecek düşüncesi olmadan,nerde nasıl uyuyacak endişesi olmadan bir gün geçirmeye..



Umarım bir daha bu kadar ayrı kalmam blogumdan.

16 Temmuz 2009 Perşembe

Dr.Kadir Tuğcu-5

Tatilimizin sonlarına doğru Tolga' da kuru bir öksürük başladı. 10. aya kadar aşımız olmadığından bir kaç aydır Kadir Bey' e gitmemiştik bu yüzden benim de sorularım birikmişti.
Öksürüğün, sürekli terlemesinden ve geceleri de tavandaki pervane ile uyunmasından dolayı olduğunu düşünürken aslında bunların öksürük yapmayacağını, mutlaka mikrop almasından dolayı olduğunu, bunun da kuluçka süresinin 10 gün civarı olduğunu öğrendim.Yani Tolga ay başı bir mikrop almış, fırsat buluncada ortaya çıktı. Neyse ki göğse inmemiş, ateş, iştahsızlık vs. yapmadığından dolayı da Kadir bey' in en sevdiğim huyu olan ilaçsız tedavi şekline devam kararı oldu. Kendisi de zaten ben sormadan söyledi : "Şimdi başka bir doktora gitsen kesin antibiyotik vermişti bu öksürüğe. Öksürük vücudun verdiği çok sağlıklı olan bir tepkidir. Çocuk bununla kendi savaşmalı, sen antibiyotik vererek o savaşı durduruyorsun ve bundan sonraki tüm hastalıklarda vücut bu ilacı almadan toparlaması zor oluyor diye de ekledi. Sonuçta bugünlerde artık tek tük öksürüyor, birazda burun akıntısı ama sağlığı maşallah yerinde. Uzun süre yarım kilo eksik gelen Tolga' yı ilk kez bu ay beğendi. Güneş gördüğü de belli dedi aynı ay grubu çocuklarına göre 5-6 cm uzun çıktı.

Sorularıma gelince, ilk olarak hala yumurtanın sadece sarısını veriyordum katı olarak, artık beyazını da verebilirmişim. Bir iki gündür kahvaltısı bulamaçtan kurtuldu, çeşit geldi:) Küçük küçük kesilmiş domates, salatalık, peynir.Yumurtada her gün yiyiyor ama yağda yumurtayı pek beğenmedi, yumurtanın beyazına da tek başına henüz alışamadı. Yarın biraz az pişirip ekmek didikliyip deniyeceğim, bakalım...

Bir diğer sorum da içtiği suyu doğduğundan kısa bir süre öncesine kadar kaynatıp veriyordum bir buna artık gerek yok, ikincisi eve gelen damacana suyu değilde musluğumuzun yanına taktırdığımız arıtma suyunu direk içiriyorum. Bir su firması çalışanından bu artıma suyunun bebeklere verilmemesi gerektiğini duyduğumu, içerisindeki minarallerden de arındığı için bebeklerin yeterince mineralli su içemediğinin doğru olup olmadığını merak ediyordum. - Kadir Bey, bebeğin içtiği su miktarının zaten gün içerisinde çok olmadığını, ayrıca içtiği sütten gerekli tüm mineralleri aldığını söyledi.

-Günlük şişe süt yerine güvenilir, çifliği olan bir yerden alınan ama adı yine kapı sütü olan sütü alıp içirmemin doğru olup olmadığını sorduğumda, bunu istemedi. Bu sütü çok uzun saatler uzun uzun kaynatmak gerektiğini böyle oluncada sütün tüm değerlerini kaybettiğini söyledi. Şu an yaptığım usul olan günlük şişe sütünden süt verip yine ondan yoğurt yapmamın doğru olduğunu söyledi.

Şimdilik hatırlayabildiklerim bunlar,zaten Tolga ile bu postu yazmak çok uzun sürdü aklımdakilerde uçtu ama eksiklerimi hatırlarsan yeni bir yazıda devam ederim.

Gittik,geldik...Yüzemeden döndük:)


Suyu ve suda oynamayı çok seven Tolga' yı, büyük bir hevesle simidini de şişirerekten denize koşturduk ama nafile...Tolga daha ayağını suya değdirir değdirmez kedi yavrusu gibi yapıştı boğazıma. Sudan korkan minik kedim

Suyun soğuk olmasıda bir sebep olabilir ama Tolga' dan 2 ay büyük bebeklerin sesi çıkmıyordu onlarınki de bebek teni değil mi sonuçta? Denizden dönüp evin bahçesine hazırladığımız suda misler gibi oynuyor tabi bunda suyu biraz ılıştırmamızın da etkisi vardır. Neticede hayaller bu seferlik olmadı biz de en ufak isteksizliğinde hemen çektik kenara, neme lazım sonra büsbütün tırsar falan onu da istemem.

Tüm hafta boyunca bir isiliktir yapıştı her tarafımıza. Sabahtan akşama kendine oldukça büyük olan rahat bir atletle günü bitirsede yinede terledi ve bütün eklem yerleri boynu yüzü kabardı.Serin tuttum, günde en az 3-4 kere suyun içinde oldu, pudra, antihistaminik kremler vs. olmadı olmadıhala izleri duruyor.

Önceleri illede aile yanı olması gerekmiyor bir otelde yada tek başımıza da idare edebiliriz diye atıp tutsamda annemlerin de bizle olması harika oldu. En azından Tolga' nın uyumasını beklemeden de denizime girebildim yada acele eve koşturup ne yiyecek diye düşünmedim. Sanırım bebekli anneler için ilk yıl bu şekilde olması çok daha iyi. Seneye bütün görmek istediğim yerlere inşallah oğlumla birlikte gideceğiz.


Tolga' 10 ayını bitirdi. Boyu 78cm kilosu 9.400

3 Temmuz 2009 Cuma

İnsanlık İçin Küçük Bizim İçin Büyük Bir Adım

Sonunda geçte olsa Tolga kendi odasına temelli yerleşti:)

Bizim büyük sorunumuz olan geceleri çıkan emziğimiz yüzünden bunca zaman odasına alamadım Tolga' yı ama son zamanlarda sanırım artık diş ağrıları yüzünden her gece yatağının içinde 40 takla atması bizi de bezdirdi. Odasına aldığım geceden şu son 2 geceye kadar uzun zamandır olmadığım kadar rahat geçti. Ben bile inanamadım. Artık aramızda espri konusu oldu: Biz Tolga' nın dönmelerinden o da bizim horultumuzdan sanırım kurtuldu da o yüzden rahat uyuyor diye :) Ama şu an daha büyük bir problemim var. Eğer bir sağlık sorunu yoksa ki ben olmadığını düşünüyorum ama Kadir amcamız gördükten sonra sanırım bir pedagog bulmam gerekecek çünkü ben okuduklarımla, araştırdıklarımla, kendi yöntemlerimle bu sorunu henüz çözemedim.

Sorun şu ki Tolga iki gündür kelimenin tam anlamıyla kanguru gibi yaşıyor benimle. Yemek bile yiyemiyorum. Odadan çıktığım an basıyor yaygarayı dakikalarca susmuyor. Kısa kısa sürekli görünüyorum "Oğlum ben burdayım, bir yere gitmiyorum" yok hiçbir şey kar etmiyor. Kucağa alınana kadar susmuyor. Ben de her ağladığında almak istemediğim için dayanmaya çalışıyorum ama resmen sular seller gibi ağlıyor.Ama aynı odada olsam bile kar etmiyor illa kucağıma alacağım. Lütfen biri bana akıl fikir versin çünkü sonunda ya ben onu doktora götürücem ya da o beni..Tecrübeleriniz varsa ya da bildiğiniz güvendiğiniz bir pedagog paylaşırsanız sevinirim.


Bu arada biz bir haftalığına bu sıcaklardan, şehrin kargaşasından uzaklaşıyoruz. Tolga' nın denizle olan ilk maceralarıyla geri döneceğiz...Görüşmek üzere...

23 Haziran 2009 Salı

Tolga' nın Diş Buğdayı

Araştırmalarımı yaptım ve sonunda Tolga' nın diş buğdayını gerçekleştirdik:)
Aslında çok da bir olayı yokmuş ben gözümde büyütmüşüm. Geceden aşurelik buğday ıslatılıyor ertesi gün biraz suluca bir kıvamda pişiriliyor. İsteyen sade olarak isteyen pudra şekeri, ceviz yada meyve parçaları ile yiyiyor. Kaselerden birinin içersine de altın konuyor ama boncuk yada yüzük koyanda var. Bir de bebeğin üzerinden bir kaç tane buğday dökülüyor ki dişleri kolay patlasın diye..Ama asıl iş buğdayında değil:) Ben 3 gün öncesinden hazırlanıp buzluğa atılabilecek cinsten şeyleri hazırlamaya başlamıştım, iyi de oldu yoksa yetişemezmişim. Diş şeklinde kurabiyeler yaptım. Pasta malzemeleri satan yerden beyaz şeker hamuru aldım ve kurabiyeleri kapladım. Tek tek poşetledim, poşetlere nazar boncuğu yapıştırdım. En çok bu kurabiyeler,şekilli kanepeler ve bebek puseti şeklindeki meyva sepetim ilgi gördü.



Son olarak meslek seçimi yaptık:) Bunların hep saçma olduğunu düşünsemde yapmadan edemedim çünkü gerçekten eğlenceliydi. Mesleklerimizin simgeleri steteskop ile doktor, tahta kaşık ile aşçı, mouse ile bilgisayar mühendisi, top ile futbolcu, kamera ile iyi bir belgeselci hayalim vardı ve nedense kamerayı çok sevdiği için ilk ona gider diye düşünürken mouse ilgisini çekti, bakalım...:)))

6 Haziran 2009 Cumartesi

Güzel bir gün...


Önce yeğenim,dayı ve yenge ile özlenen bir buluşma ve nefis bir haftasonu kahvaltısı... Sonra harika bir hava, yemyeşil çimler, etrafta bir sürü bebek, çocuk, tanımadığımız ama bizimle aynı evreleri geçiren ailelerle sohbet, oğlanlara minik bir piknik, büyüklere çimlere çıplak ayak basılarak stres atma, bana özlediğim bir rahatlama ve moral depolama günü...En kısa zamanda tekrarlamak dilekleriyle günün sonu...Eee daha ne olsun:)

5 Haziran 2009 Cuma

Tolga 9 Aylık:)


5 Haziran 2009
Tolga 9 aylık 9 kilo:)

4 Haziran 2009 Perşembe

Küçük canavarım büyüyor...

Küçük canavarım büyüyor,büyüyor da sebebini bilemediğim, anlamadığım nedenlerden dolayı da sürekli huysuz, "nenneenneenn" diye diye söylenen bir ifadeyle eteklerimde.
Tuvalete bile gidemiyorum, arkamı dönemiyorum, başlıyor ağlamaya...Sadece mutfak, çöp ev gibi. Sürekli o yemeği yemezse öbürü hazırlanıyor, etraf bulaşık, tencere yığını, artık yemeklerle doluyor bende yıkayamadığım için dağ gibi olmaya devam ediyor. Şansım yaver giderse bin çığlık eşliğinde tuvalate yetişiyorum ve aynadaki halime acıyorum. Saçlar tepede toplanmış, her yerinden bir tel fışkırıyor. O esnada benim canavardan çığlıklar... Ya sandalyeye çıkarken vurdu kafayı ya koltuğa...Zaten yeni bir oyuncak, ilk kez gördüğü bir kutu yada sırf değişiklik olsun diye benim yarattığım bir şeye karşı ilgisi sıfır o varsa yoksa birşeye tırmansın, vursun kafayı.
Bugün itibariyle yemekde yememeye başladı.3-4 gecedir uyku hiç yok zaten. Her yol deneniyor: Gece tok tutsun diye muhallebi, ılık bir duş, hava sıcak diye hafif kıyafetler ama yok...Yatağın içinde kırk tur atıyor bütün gece, bir de nereden alıştırdığım bilinmez şu emzik...
Bense gel-git durumlarındayım. Gecenin bütün uykusuzluğuna rağmen güne iyi başlayayım,oğlumla neler yapsam, onu nereye götürsem, nasıl oyalasam şeklinde güne başlasamda bu sürekli bitmeyen huysuzluğu, ağlaması, çığlığı beynimi delip geçiyor ve öğle olmadan başım tutuyor, bütün enerjim sıfırlanıyor.
Oğlumu mutlu edemiyorum.Yüzünü ancak 15 dakika güldürsem yine bir söylenme...Oysa ben onun için, gelişimi için işten ayrıldım. Şimdiyse tekrar çalışsam mı diye düşünmeye başladım. Çalışsam onu bütün gün de görmemenin verdiği özlemle 2-3 saat bile olsa daha kaliteli zaman geçirirmişim gibime geliyor.
Evdeyken o gün ne yiyecek diye mutfağa, yerlerde saç kılı gördüm diye pas pas yapmaya, ya da giyecek neyi kaldı derdine çamaşıra girişmekten nefes nefese kalıyorum. Bu durumda da ne işler bitiyor ne de Tolgayla düzgün vakit geçirebiliyorum. Ama bu kadar aradan sonra nasıl iş bulucam, nasıl sıfırdan başlıcam.Herkes de kollarını açmış beni beklemiyor, durumlarda malum...
İnsan ara verince işten de korkuyor. Tekrar sabah 7 akşam 6 nasıl o tempoya yetişirim. Yetişirim de 24 saati birlikte geçirmeye alıştığım oğlumdan nasıl ayrılırım? Ayrılmazsam da oğlumla yeterince ilgilenemediğim için bu can sıkıntısı nasıl geçer?
Tam iki arada bir deredeyim. Çok yorgunum...
Belkide sadece Tolga diş çıkarıyor, belki sadece sıcaklar,belki ben sadece yorgunum, belki biraz eskiye, hesapsız kitapsız günlere özlem...
Tolgasız tek bir günü hayal bile edemesemde herşey benim üstüme kaldı.Son 1 aydır anneminde olmayışındanmıdır nedir,5 dakika Tolga' yı bırakıp nefes almaya kaçabilecek yerim yok. Anne olunca kendi annenden başkasına da güvenemiyorsun. Sanki bu dünyada ona benden iyi kimse bakamazmış gibi kimselere emanet edemiyorsun.
Tolga bana çok fazla nazının geçtiğini iyi biliyor. Her ne kadar gerksiz ağlamalarını önemsemesemde o yine de annesi olduğumu biliyor ve içgüdüsel beni kullanıyor. Başkasına bu kadar huysuz değil biliyorum.
Bilemiyorum işte... Belkide sadece son günlerde onun yüzünü gülerken göremiyorum diye canım böyle sıkılıyor.

31 Mayıs 2009 Pazar

Dün, liseden beri hiç kopmadan görüştüğümüz arkadaşlarımla uzun bir aradan sonra eşimin şehirdışında olmasını fırsat bilip bir gün geçirdik.

Önce sahilde Tolga' ya hava aldırdık, meyvasını yedirdik arkasından güzel bir kızlar toplantısı için hazırlık yaptık. Belki 7-8 çeşit peynir Barcelona' dan gelen şarapla birleşince harika bir sofra oluştu.
Tolga' da bütün gün dışarıda olduğundan iyi uyuyacağını sanarak geceye başladık ama deli gibi uykusu olmasına rağmen yatırdıktan 10 dk. sonra ağlayarak uyandı, ben kucağıma aldım uyudu tekrar yatırdım 10 dk.sonra tekrar...Bu tekrarlar arasında sofra kurmaya çalıştım. Tabi her uyanışında ev kalabalık sesten dolayı kalktığını düşündüğüm için kızlara sürekli "şiişşt" demekten ne onlar bence bişey anlayabildi ne de ben, zaten sürekli mutfakla odası arasında gittim geldim.En sonunda uykuya geçtiğince bu sefer 21.30 oldu ve kalkmadı hem kızlar onunla vakit geçirsin hem de akşam yemeğide yememiş olduğundan uyandırma gafletinde bulundum. Tekrar uyuması gece yarısını buldu ama bu süre zarfında da sürekli huysuzdu. Kimsenin kucağına gitmedi,zırladı durdu, sofrada öylece kaldı...
Ama hikaye burada bitmedi tabi.Bu kadar geç yatan ve gündüzdende uyumamış bir bebeğin uyuyacağını sandınız tabi, yanıldınız! Sabah 7 ' ye kadar aralarda 3-4 kere emzik, 7' den sonra emzirme ve süt, 8.30' a kadar kucakta sallama, olmadı ayakta sallama, yatağında olmadı, yanıma, yanımda olmadı kucağımda gibi bir sürü şekilden sonra, sabahın iğrenç neminde atılan terlerden sonra Tolga Paşa uyududa benim uyku kalmadı.
Bugünse kızlar gitti, geriye benim hüznüm kaldı yine. Hayatımda bebiş olsada benim dünyamı tamamen ele geçirmemeli, o da bizimle bu hayatta yanımızda yürümeli ve biz gündelik yaşamımızı sürdürmeliyiz-i savunan ben! bir kez daha herşeyin değiştiğini Tolga keyifliyse bazı şeylerinde düzgün gidebildiğini, huzursuzsa benimde kendimce bir gün yaşayamayacağımı anlamış bulundum.
Herşey daha keyifli daha eğlenceli olacak sanmıştım, eskisi gibi ama etrafa"Şişşttt" ler dağıtmaktan hiçbirşey anlamadım. Oysa bugün, ev boşken, öğle uykusuna yatan Tolga, 20 dk. uyuyup, bu 20 dakikayıda 10-5-5' er dakika kalkarak kalabalıktan değil kendi sıkıntısından olduğunu belli etti.
Dişler patladı ateşde yapmadı diye sevinirken şu an ki çektirdiği sıkıntı ve huysuzluğu anlayamıyorum. Öğlenleri uyuduğu iki sefer 1'er saatten molaya çok ihtiyacım varken şimdi bu süre iyice kayboldu.Üzerine bir de sıcaklar gelince ve uyumayan bir çocuk olduğu için her fırsatta duş yapamayınca daha çok sinirlenme sebebim ortaya çıktı...
Bütün bu olup bitenler içinde belkide en keyifli haber hamile olmadan önceki kotuma giriyor olduğumu görmemdi. Yaklaşık 6-7 haftadır diyetisyen eşliğinde verdiğim 6 kilonun keyfini sürüyorum şimdi. Son 4-5 kilom kaldı o zaman eskisinden incelmiş olacağım.
Diyetisyene gitmeye kendimi iyiden iyiye saldığımı hissettiğim, aynaya bakmaktan nefret ettiğim zaman karar verdim çünkü maalesef kilo vermeyi sağlayan gerekleri bilsemde uygulamaya geçemiyordum. Diyetisyene giderek yeni birşey öğrenmedim ama iki haftada bir başka şeylere harcayabileceğim bir parayı diyetisyene vererek bir kere canım yanıyor bari dediklerine uyayım kilo vereyim diyorsunuz bir de her gidişinizde kollardan bacaklardan kaç cm gittiğini önceki haftalarla karşılaştırmak sizi motive ediyor. Bir 1 ay kadar devam edeceğim sonra amaç bu alıştığım düzende porsiyonları azaltarak hayata devam etmek. Geçen akşam eşimle uzun bir aradan sonra dışarıda yemek yiyerek kendimizi ödüllendirdik ( bu arada babamızda benimle birlikte diyette başladı ve bayağı kilo verdi) ama ertesi günüm resmen karın ağrısıyla geçti. Sanırım mide, hafif yemeğe alıştı...
Hayat yine uykusuzluk-yorgunluk- ev-Tolga ve onun her saniye "içerde sessizlik oldu acaba şimdi ne muzurlukta"şeklinde devam ediyor.

Bu günlerde durduk yere "ben başaramayacağım" , "neden bu kadar tahammülsüzüm" diye düşünüp yer yer ağlama krizleriyle sabırsız olduğumu, çabuk yorulduğumu ve iyi bir anne olup, onun için evde kalıp, her saniye gelişimi için onunla ilgilenme hayallerimi yerine getiremediğimi düşünüp üzülüyorum.
Evde olmak işimi daha zorlaştırıyor. Ne kadar işleri bırak oğlunla ilgilen diye düşünsemde yemek yapmak, bulaşıkları,evin dağılması oğlumla ilgilenmemin önüne geçiyor vu buna daha çok canım sıkılıyor.
Offf bugünlerde Meltem bunalımda....:(

25 Mayıs 2009 Pazartesi

İLK DİŞ


Tolga' nın bu sabah sağ alt dişi başını gösterdi biz de dün geceki iki saatte bir kalkma sebebimizi öğrenmiş olduk:) Ateş olmadı ama ateş bu dişin çıkmasından önce mi sonra mı ne zaman oluyor bilemiyorum. Sadece huzursuzluk, huysuzluk ve uykusuzluk var hepimizde tabiki:)

Artık gündüz uykularımız üç seferden ikiye indi. Bu durumda benim işler daha zorlaştı tabi çünkü birçok işimi uykusu sırasında yapıyordum.

Bugünkü bir başka ilkimiz de Tolga'nın beni sabah müzikle uyandırmasıydı. Park yatağının başındaki müzikli alete ayaklarının üzerinde durarak uzanmış ve düğmelere basmış. Artık ayaklarının üzerinde her yere rahatlıkla ulaşabiliyor ve ben her ilkinde olduğu gibi "benim oğlum büyümüş yaa" diyorum:)

Şimdi anneler sizden ricam bu diş buğdayı hikayesi nedir, nasıl yapılır, özellikle yapılan bir yemeği var mıdır bana bunlarla ilgili yazar mısınız? Organizasyon yapmadan duramayan biri olarak bana bir eğlence daha çıktı:)
Anneannemiz tatilden dönene kadar bekleyeceğiz ama internette araştırmak yerine bunu yapmış annelerden öğrenmeyi tercih ediyorum. Sevgiler....

22 Mayıs 2009 Cuma

Gittik, geldik...

Tatil bu hele bu kadarda kısa olunca göz açıp kapayıncaya dek bitti...Bu tatilde kalabalık olmanın keyfini sürdüm ve anladım ki eskiden yani aynı evin içinde kalabalık olarak yaşayan ailelerde çocuklar kolay büyüyor yada siz anlamıyorsunuz. Tolga ya dayısının, yengesinin yada anneanne-dede arasında gidip gelince hem daha rahat bir tatil oldu hem de ben o özlediğim kalabalık sofraların tadını çıkardım.

Bu 5 günün sonunu: 5 güren süren nezle geçirdim:(
Tolga 2 süren tek gözde bir kanama yaşadı.
Son 2 gün ve özellikle 1 gecesinde hayatımda görmediğim şiddette şimşekler, rüzgar ve yağmur gördüm.

Tolga 6 saatlik gece yolculuğumuz sonunda gelir gelmez uyudu sabahsa kötü bir sürpriz bizi bekliyordu. Tek gözü ama doğduğu günden beri hep sulanan, akan gözünün kenarında bir noktada yoğun bir kan ve yayılmasını gördüm. İlk aklıma gelen kendi tırnağı yada gece bizi karşılarken Ayazla olan yakınlaşması sırasında bir darbe almış olduğuydu.Öğlene kadar süren telefon trafiğinden sonra Genta diye bir damlaya başladık ve öğrendik ki ani bir rüzgar,klima gözde böyle bir tepkime yaratabilirmiş. Maalesef yolculukta her ikisininde olması mümkündü. Sonuçta 2 gün 2'şer damlayla bu sorunuda atlattık.

Tolga doğduğu günden beri etrafımdaki herkes nazar boncuğu tak diye başımın etini yiyiyordu bense bu çocuğu nazardan bir boncuğun koruyamacağını ısrarla söylüyordum. Hala aynı fikirdeyim. Yolculuk süresince özellikle deniz otobüsünde etrafımızdaki pek çok kişinin gözü üzerindeydi.Bunun sebebi Tolga çok güzel bir bebekte ondan değildi bence evet bana göre tabiki güzel bir bebek ama Tolga' nın bir özelliği var ki ben onun 2 aylıktan beri öyle olduğunu biliyorum. Karşısındaki insanın direk gözünün içine bakan, uzun uzun inceleyen sonra iletişime geçerse güler, sevmezse beni ister. İşte o dikkatli bakışlar karşısındaki insanların çok ilgisi çekiyor.

Dillendirmek istemesemde benim ailemde gözleri renkli, kirpikleri dikkat çekici çok kişi var ve hepsinin de ya görme bozuklukları yada alerjisi var. İşte Tolga da bu göz sorununu yaşayınca ben arkası gelmesinden çok korkuyorum Allah esirgesin. Bir yandan da korktuğum başıma gelir diye dillendirmek istemiyorum. Şimdi en kısa zamanda göz muayenesi olacağız yanlız sanırım aklı biraz daha ersin diye 1 yaşından önce öyle ciddi bir tarama yapılmıyor. Bu sıkıntıyı güneşe dikkat ederek geçirdik.

Bu tatilde Tolga öğle ve gece uykuları haricinde evin içine girmedi.Yemeklerini, oyunlarını Kaz dağından gelen bol oksijenli havada oynadı ve yedi. Geceleri pusetiyle gezdi ve belkide ilk kez o saatlerde dışarıdaydı o yüzden sokak lambaları ilginç geldi karanlıkta...
Balkondaki salıncakta uyuya kaldı.İlk kez balık, zeytin, enginar yedi.Elleri, yanakları güneşten yandı. Öğle uykuları İstanbul' da yarım saatken Altınoluk' ta 1,5 saatlere çıktı.Denize karşı sigara böreği yedi, şimşekleri seyretti.Kedileri sevdi, yağmurda yürüyüş yaptı.Çimlerde çıplak ayak emekledi, çimleri inceledi:)
Oğlum en çokda Ayazla yaptığı havuz keyfinden zevk aldı. Havuzu doldurduk, oyunlar oynadık. Bütün bu güzelliklerden sonra ev hayatına geçişde zor oldu. İştahı gitti, biraz huysuz, herhalde geçecek...




Hava ve Altınoluk' un soğuk suyu nedeniyle fazla denize giremesek de dinlendik, sevdiklerimizle birlikte olmaktan keyif aldık.6 büyük 2 bebekle bebeklerin sıkıntısı azaldı, anneler de biraz nefes aldı ve her güzel şey gibi bu kısa kaçamak sona erdi taaa ki bir dahaki maceramıza kadar...

15 Mayıs 2009 Cuma

Kısa bir kaçamak...

Bu aralar çok sık yazamadım sanırım içimdende gelmedi ama biz iyiyiz bir sorun yok. Havaların güzelleşmesiyle birlikte hergün mutlaka dışarı çıkıyoruz. Çık gel, yemeği, banyosu derken akşam nasıl oluyor bilemiyorum bu yüzden de biraz ihmal ettim.
Bu süre zarfında bir haftasonu kaçamağı ile en son Tolga 40 günlükken gittiğimiz Eskişehir' deydik. Sanırım küçükken seyahat daha kolaydı, en azından emdiği için yolda ne yer ne içer, onu ısıt, bunu soğut derdi yoktu, herşey "fast food"du:) Şimdi bu gibi zorluklar çıktı, bir de kendine ait bavulu arttı çünkü her gün bir şekilde üst değişiyor.İnsan her gün çocukla dışarı çıkınca zamanı kullanmayı,planlaması da artıyor.

Birazdan belkide gidip gördüğüm her yerden çok sevdiğim Altınoluk' a doğru yola çıkacağız hem de Tolga ve Ayazla:) Sezonu erken açıyoruz yani. Kısa bir tatil bizi bekliyor. Geçen yıl bu zamanlar anne karnında oralarda olan Tolga şimdi nefis havasını tadabilecek, denizinde belki çok duramasada ayaklarını sokabilecek. Altınoluk' u bilen bilir, Temmuz ayında bile deniz suyu çivi gibidir çünkü Kaz dağından gelen yerin altından kaynak suyuları var. Ama buna da çözümümüz var. Tolga ile Ayaz' ın sığabileceği kadar büyüklükte bir bebek havuzu aldık:) Bizi neler bekliyor henüz bilemiyorum ama herşeyden çok sağlık diliyorum. İki bebişimizi de hasta etmeden bol güneş, bol su, bol dağ havası ile sağsalim gidip geleceğiz. Sonrada fotolarımız ve seyahatte yaşadıklarımızla burada olacağız.Görüşmek üzere...

4 Mayıs 2009 Pazartesi

Tolga 8 Aylık:)

Minik kalbimin, oğlumun, meleğimin bir ayı daha geride kaldı. İşte unutmayayım diye aklıma geldikçe karaladığım notlarım:

*Tolga geçtiğimiz aydan beri bütün evi emekleyerek geziyor, karıştırıyor,önüne geleni ağzına götürmek suretiyle tanımaya çalışıyor.Hala çok hızlı bir şekilde ama yüzer gibi emekliyor.
*Oldukça meraklı ve birazda yaramaz bir çocuk, hani yerinde duramayan cinsinden:)
*Kendisine özel hazırladığım, örtülerle temiz bir alan yarattığım yer hariç her yerde geziyor. Bu aralar yeni gözdesi ayakkabı dolabındaki kutuları aşağıya indirmek.
*Koltuk kenarı yada sandalyeye tutunarak ayaklarını kendine çekip yükselmeyi öğrendi ancak hala tutunarakda olsa ayakta uzun süre durmuyor.
*Bütün elektronik aletlere karşı büyük bir ilgisi var, özellikle kumandalar, fotoğraf makinası...
*Önceleri TV nin bulunduğu cam konsoldan kendisini alamıyorduk ve çare olarak etrafını minderlerle kapamıştık ama kısa sürede o minderleri de yara yara ulaşmayı keşfetti.Sonra merak ettiği herşeyi kurcalamasına izin verdik. Sonuç: artık eskisi gibi ilgisi yok. Yani bundan da bir kez daha anladıkki yasak olan herşey cazip!
*Tolga yaklaşık 20 gündür desteksiz oturabiliyor.
*Meraklı bir çocuk olduğunu 3 aylıktan beri biliyordum çünkü her bir objeye yada insana direk gözünün içine bakıyor, odaklanıyor, ellerini çok iyi kullanıp inceliyordu.
*Elleriyle ses çıkardığını farketti ve masalara,parkelere ya eliyle ya emziğini pat pat vurarak ses çıkartıyor. buna rağmen alkış yapmayı öğretemedim gerçi çokda üstünde durmadım.
*En sevdiği yemekler: kabak, mücver, semizoto,mercimek ve tarhana çorbası bunlarla birlikte en çok da köfte delisi:)
*Tolga çok net baba ve mama kelimeleri söylüyor.
*Camdan dışarı bakmayı seviyor.Giyinmeyi sevmesede kapıyı kapatıp asansöre bindiğimizde sevinçten neredeyse kucaktan atlayacak kadar mutlu oluyor.
*Ali babanın çiftliğini söylediğimde gülüyor bir de bu aralar Yapı Kredinin Adios reklamına deli oluyor:)
*Yatağının başucundaki ışıklı aletin düğmelerine parmaklarını çok güzel kullanıp basıp açabiliyor.
*Dişlerinin kaşıntısından emziğini ısırıyor ama hala dişlerden ses yok.

29 Nisan 2009 Çarşamba

Yazmayalı yine ne çok zaman oldu. Bu süre çoğu zaman keyifliydi ama aralarda ailenin tüm bireylerini gezen grip salgını ve küçük bir kaza yaşadık. Tolga kafasını şiddetli bir şekilde koltuk ayağına çarptı. Herşey saniyeler içinde yaşandı. Çarpmanın hemen sonrasında neredeyse 6-7 saat aralıklı buz tedavisi yaptık ve Allah' a çok şükür bu süreçte tek sıkıntımız Tolga' nın beni her elimde buzla görüşünce çığlık çığlığa kaçması oldu:) Akşamına kızarıklıktan bile eser yoktu ama bu süreçte ben çok zorluk çektim. Kendimi hemen toparladım ama niyeyse sadece o gün, onca ay değilde o gün anne olmanın en çok böyle anlarda zorluğunu çekeceğimi hissettim. Bu çocuk büyüyecek, bisiklete binerken düşecek, dizini yaralayacak, daha dile getirmek istemediğim pek çok şey yaşanacak ve ben dimdik durmak zorunda kalacağım.

Bu tatsız konuda daha fazla yazmak istemiyorum. Oğlumun yaramazlıklarından bahsetmek daha keyifli.
Daha önce oğlumun emeklediğini müjdelediğimde deneyimli annelerden sen esas şimdi gör bak seni neler bekliyor dediklerinde gülüp geçmiştim, meğer ağlanacak halime gülmüşüm:)
Her saniye girdiğim her ortamda yada evin her odasında şimdi Tolga nereye giderve neye dokunursa başına ne gelir hesabı yapıyorum ve tehlikeli olabilecek herşeyi ortadan kaldırıyorum. Yanlış anlaşılmasın Tolga istediği her yere girip çıkıyor ona asla engel olmam.Bu kafayı vurma olayından sonra bile tavrım değişmedi. Her yeri kurcalayıp her masa, sandalye altında sıkışsa dahi geziniyor ama ben bariz devrilirse kırılacak şeyleri tabiki ortadan kaldırmalıydım.İşte bunlar minik afacanın sadece resimleyebildiğim yaramazlıkları.



Dün yine Ayaz-Tolga buluşması yaşandı. Her birbirlerini görmeleri artık daha bilinçli. Yine de iki oğlan sanırım benim planladığım gibi birbirleriyle öyle çok da haşırneşir olacak gibi değil çünkü ikisinin de ortama girer girmez nereye emeklesem, neyi karıştırsam duyguları daha yoğun:) Buna rağmen birbirlerinin yüzlerini elliyor, yakalarını çekiştiriyor, ayaklarını itiyorlar.Bu kadarlıkken sahiplenme ve kıskançlık duyguları gelişmiş oluyormu onu henüz araştıramadım ama hepside tesadüf mü bilemiyorum. Ayaz ayakta sallanmaya alışkın ve ben onu sallarken Tolga kucaklanmak istiyor, omzumda,tepemde geziniyor. Ne zaman Ayaz'la oynasam o oyuncağı almak istiyor vs. Ben hala bilinçli olduğunu düşünmüyorum ama işimizin kolay olmadığından da eminim:)İkiz annelerini tekrar tebrik ediyor, Allah yardımcıları olsun diyorum çünkü ikisini toplasam 15-16 kiloluk şeyler iki kadını akşam yere sermeye yetiyorlar.İşte ikisini bu şekilde oyalayarak hem gözümüzün önünde tuttuk hem öğle yemeklerini yaptık, ne yapalım:)


11 Nisan 2009 Cumartesi

Bebek Masajındaydık....


Bugün, hem bildiklerimi tazelemek hem de doğru masaj teknikleri öğrenmek adına ücretsiz bir etkinlik bulduk ve hemen faydalandık. Yeditepe Üniversitesi' nin Klinik Psikoloğu Özden Bademci' nin eşliğinde güzel bir 1 saat geçirdik.

Tolga ilk kez bu kadar çok bebekle biraradaydı(7 bebek) bu yüzden de etrafa olan ilgisinden masajdan pek birşey anladığını sanmıyorum ama böyle bir kalabalığın içine bile girmesi çok faydalı bence. Yine de birebir bir eğitim için üç bebek ve annesi daha uygun olurdu hatta 4-14 ay arası yerine 4-9, 9-12 gibi olsa bence daha iyiydi çünkü henüz yürüyen,rahat emekleyen çocuklar doğal olarak yerlerinde durmadılar, ağladılar, anneler onların peşinden giderken dikkat dağıldı vs.

Tolga ilk yarım saat gayet iyi giderken sonra sıkılmaya başladı, biz de bebekleri babalara emanet edip, oyuncak bebek üzerinden teknikleri öğrenmeye çalıştık.

Masajın anne ve bebek arasındaki bağı çok daha kuvvetlendirdiğini hatta bebeğe masaj yaparken annenin de aynı oranda rahatladığını herhalde bilmeyen yoktur. Masaj öncesinde odanın ısısının iyi ayarlanması gerekiyor. Gerekli malzemeleri de yanınıza hazır etmelisiniz.Bunlar: havlu, bez, yedek body, bebek yağı ( Bebek yağı olarak 99 diye bir ürün kullandık ve resmen bayıldım, bir kere %99 doğal bir ürün ikincisi de içerisinde çok rahatlatıcı aromatik kokulara sahip.Merak edenler internette araştırsın çok memnun kalacaksınız)

Bunun dışında bebeğin masaja hazır olması gerekiyor.Kimi bebekler uykudan kalktıktan hemen sonra kimi bebekler sabah karınları doyduktan 1 saat kadar sonra,uyku öncesi masaja hazır olur. Bebeğin ne zaman masaja itiraz etmeyeceğini annenin onu iyi izlemesi sonucu anlayabilir.Tabiki bebekle birlikte annenin de masaja hazır olması gerek yani bunu bir iş, bir rutin olarak görmek yerine, bebeğinizle çok kaliteli bir zaman geçireceğiniz, sizin de rahatladığınız bir zaman olduğu bilinmeli aksi halde bebek sizin huzursuzluğunuzdan dolayı zevk almayacaktır.

Bir diğer önemli nokta durmayı bilmek. Yani masajdaki tüm yapılan noktalardan bebeğiniz memnun kalmayabilir yada yorulup,sıkılabilir.Böyle bir işaret aldığınızda masaja son vermelisiniz.

Her gün yapılan masaj ile bebeğinizin hem ruhen hem fiziksel olarak gelişimine katkıda bulunduğumuz gibi anne-bebek arasında bağı da güçlendirmiş olacaksınız. Bir diğer önemli nokta, bebeğe masajı annesi,babası yada bebeğe kim bakıyorsa 1.dereceden yakını hariç kimsenin yaptırmasına izin vermeyin, zaten bu eğitimde de doktor değil herkes kendi bebeğine masaj yaptı.

Bebeğinize masaj yaparken her dokunuşunuzdan önce "Şimdi ayak parmaklarına masaj yapacağım, izin veriyor musun?, Hoşuna gitti mi?" gibi sakin bir ses tonuyla devamlı olarak konuşulmalı ve en önemlisi, yağ vs.alırken bile muhakkak bir eliniz bebeğin üzerinde olmalı. İyi bir masajda asla vücutla teması kesmemeniz gerekmektedir.

Masaja önce bacaklardan başlanır.Sonra sırasıyla ayakların altı, parmaklar, ayağın üstü ve iki bacağı iki elle genel olarak rahatlatıldıktan sonra kollara,avuç içine ve el parmaklarına geçilir.Karına saat yönünde yapılan masajdan sonra sırt masajı gelir ve eğer bebek rahatsız olmuyorsa yüz masajı ile son bulur. Burada bir nokta da yüze masaj yaptığınız bu yağdan sürmeyin zaten elinizde mevcut olan yağ yeterli olacaktır.

Aslına bakarsanız bir saatlik bir etkinlikti ve Tolga'yı bilmem ama bu workshop bana da iyi geldi.Hem annelerle birarada olmak hem de çok sevimli bebişlerle...
Böyle grupların içerisinde sanırım aynı anları yaşadığımız için tanımasamda hemen bir yakınlık hissediyorum ve keyif alıyorum. Havalarında ısınmasıyla hem Tolga hem kendim için bu gibi etkinlikliklerin içerisinde daha sık olmaya çalışacağım.

8 Nisan 2009 Çarşamba

Gezgin Tolga...

Son haftamız çok yoğun geçti, zaten bu yoğunluğun ardından vücudu yorgun düştü herhalde miniğimin...Ama olsun çok keyifli ve güzel bir hafta geçirdik çünkü Eskişehir' den Tolga' nın kuzeni bizimleydi.
Tolga daha küçük olduğu ve Toprak' ımızı en güzel şekilde ağırlamak istediğimiz için hep Toprak' ın nelerden hoşlanabileceğini düşündük ve ona göre program yaptık.

Bir gün Meydan' da atlıkarınca, dönmedolaba binip, atları seyrettik.

Bir gün Selamiçeşme, Özgürlük Parkı' nda gönlümüzce trene bindik, kaydıraktan kaydık,sallandık...

Bir gün de Darıca Hayvanat Bahçesi...Toprak neredeyse tüm hayvanları görüp isimleriyle bildiği ve Eskişehir' de böyle bir fırsatı olmadığı için çok merakla beğeneceğini düşünmüştüm ama aslanlardan ve birazda maymunlardan ürktü.Sanırım bu gezi dört yaş civarı bir çocuk için daha uygundu. Yine de suya hayran bir çocuk olduğu için ilgisini çekecek şeylerde vardı. Akvaryum gibi...Oradan neredeyse zorla ayırdık:) bir de Koi balıklarının olduğu havuzdan:) Yine de çok güzel bir tur oldu.

Toprak iki yaşını yeni doldurdu, doğal olarak Tolga'ya karşı biraz kıskançlık bazen de onun bebek olduğunun farkında olmadığından onun kendisiyle oynayamamasından dolayı sıkıntı yaşadı ama o kadar duygusal ve nazik bir çocuk gibi oturup ona ciddiyetle neyin ne olduğu anlatılınca hemen ona karşı yumuşayıp oyuncağını ve pek şeyi paylaşıyor. Her bir araya gelmeleri bir öncekinden daha sıcak geçiyor. Keşke arada mesafeler olmasa ve her dakika birlikte büyüseler. Ama havalar biraz daha ısınır ısınmaz bu sefer biz misafir olacağız.

Mesafelerden bahsetmişken bugün çok güzel,çok tatlı bir sürpriz kapımızı çaldı. Hem de taaa Japonya'lardan... Tolga' nın halası oralardan bize çok güzel bir kutu hediye hazırlamış. İşte Tolga' nın halasından yeni cicileri.
Tabi bizi de unutmamış. Ama belki de bundan daha önemlisi, daha anlamlısı hem anne babası olarak bize,hem de Tolga' ya ayrı ayrı iki mektup yazmış. Didem sayesinde tekrar mektubun ne kadar güzel ve önemli olduğunu hatırladım. Yazdığı o güzel sözleri email aracılığı ile iletse acaba aynı hissi verir miydi bilemiyorum ama Didemciğim bizim gözlerimizi doldurdun. Bizim de sana sürpriz hazırlığımız vardı ama senin önce geldi:) Tolga' yı blog sayesinde sürekli takip edip, okuduğunu bildiğim için ayrıca bir de buradan sana teşekkür etmek istedim. Ne kadar ince ve düşünceli olduğunu zaten biliyorduk ama bizi mektupların çok ama çok mutlu ettik. Tolga gerçekten çok şanslı bir çocuk...Seni özledik, en kısa sürede görüşmek üzere..
Not: Ben hala Onur'u Japonya konusunda ikna çabaları içindeyim:))))

Son olarak Tolga' yı merak edenler...Hastalığımız devam ediyor ama ateşsiz olarak. Miniğimin sesi kısık bu aralar, umarım iyice göğsüne inmeden son bulur. Geceleri öksürüğü gündüze göre fazla, bir de burnu tıkandığı için uykusundan kalkıyor sürekli.Hala sadece serum fizyolojik yapabiliyorum. İştahı fena değil. Ev yemeklerine devam.Bugün taze fasulye yedi:) Maşallah diyelim:) Sevgiler.....

Tolga 7 Aylık:)

6 Nisan 2009 Pazartesi

İlk Hastalık...

Tolga dün 8.ayına hastalıkla girdi. Akşamüzeri başlayan bir huysuzluk, hafif bir ateşi devamında getirdi. Geceye 38 dereceyle başladık.Üzerini biraz soydum, hafif kıyafetlerle yattı, ateş yükselmedi ama burnu sürekli tıkalı, burun akıntısı, hapşırma, öksürme derken birazda ishal devamında geldi...
Şu an itibariyle ateşi 37 ama nezle yüzünden uzun bir uyku çekemiyor, yemek yemiyor, hiçbir şey içmiyor. İshal düzeldi mi bilmiyorum çünkü birşey yemediği için çıkarmıyorda.
Doktorumuzla telefonda görüştük, bu gibi durumlarda vücudun kendisinin savaşmasından yana olduğu için ilaç yok. Sadece burnuna serum fizyolojik yapabiliyorum o da kavga kıyamet durumuyla:)
Gece neredeyse saat başı ayaktaydık, o da bitkin ben de... Ama bu kadarı olacak, en büyük derdimiz bu olsun. En kısa zamanda son 3 gündür Eskişehir' den gelen kuzenimiz Toprak ve Tolga' nın yapmış olduğu gezileri, oyunları ve fotoğrafları yükleyeceğim ama önce âdet olduğu üzere her ayın 5 inde çekilen fotoğrafımız gelecek...
Bol bol iyi dilek ve hamişlerde tavsiye istiyorum, bu keyifsiz, burnu tıkalı bıcırığa ne yedirip içireceğim? :(
Benim denediklerim ıhlamur, meyve suyu, yoğurt çorbası, mama... Birazdan sebze çorbası denenecek...

1 Nisan 2009 Çarşamba

Dr.Kadir Tuğcu-4

Dün Tolga' nın karma aşısı vardı bu sayede son günlerde aklıma takılanları da doktorumuza danışabildim.

Öncelikle bir önceki yazıma gelen bir yorum üzerine Tolga' ya yaklaşık 1 aydır verdiğim günlük yemek listesini veriyorum:

Sabah:3-4 cici bebe ile süt karışımı içerisine tuzu alınmış keçi peyniri
Ara: inek sütü
Uyku
Öğle:Havuç-kabak-patates-bir çiçek brokoli veya karnıbahar-pirinç-irmik karışımından oluşan sebze püresi
Ara:Elma püresi
Süt ve uyku
Akşam:Sade veya muzlu yoğurt
Gece: Mama yada inek sütü

Bu benim Tolga' ya verdiklerim, ilk önceleri beğenmediği ama sonra ben değil onun acıkarak yemeği istemesini beklediğim için artık severek yedikleri şeylerdi.

Kadir Bey ise, önce inek sütüne alıştırmamı sonra muhallebi ve yoğurtla devam etmemi istemişti.

Yoğurtta hiç sorun yaşamasamda muhallebi yediği günlerin geceleri inanılmaz kötü geçti. Şimdi bunun için pirinç ununu önceden iyice kavurmamı istedi. Sütle iyice pişir demiyorum bu sefer de sütün içeriği kaybolacak o yüzden kavur dedi ama benim pek cesaretim yok buna çünkü hazır muhallebi bile versem gece hiç uyumadı.

Ben bu şekilde 1 ay Tolga' yı yedirince, her ay yarım kilo eksik giden Tolga bu ay 800 gr. almış:) 8 kilo olmuş hala eksiği var tabi ama bir ayda fazla aldırmış oldum. Artık yavaş gideceğiz, zaten sağlıklı olduktan sonra rakamlara takılmıyorum.

Şimdi gelelim bu ay Kadir Bey'den öğrendiklerimize:

Ben bu verdiklerimi anlatınca Kadir Bey sadece sebze püresi kısmına takıldı. Sebze püresi yemek yapmayı bilmeyenlerin özellikle Amerikan kültüründeki annelerin çocuklarına verdiği bir yemektir, şu an Tolga evde ne yemek pişiyorsa ondan yemeli dedi. Ağzını yakacak kadar baharatlı, aşırı tuzlu olmadıkça evde pişen herşeyi vermemi söyledi. Önceleri az pütürlü sonra sadece çatalla ezerek, böylece iri tanelere alışacak ve sonra bizim gibi yiyebilecek.

Gerçekten bugünün akşamında Tolga'ya çok az baharatlı köfteyi parmağımla ezerek küçük parçalar halinde verdiğimde bayıla bayıla yedi, arkasından haşlanmış bezelyeyi yine parmağımla ezerek verdim ona da bayıldı yani pütürlü olarak yerken sorun yaşamıyoruz gibi şimdilik. Bunun üzerine dün yayla çorbası içti, pirinçleri çatalla az ezerek.Bugün de ilk denemeyi yaparak kabak yemeği pişirdim. Henüz yedirmediğim için bu konuda yazamıyorum ama yeni yemekleri test ettikçe yazmaya devam edeceğim.
Kadir Bey' e cici bebe ile ilgili düşüncelerini sorduğumda, şeker değil ama karbonhidratın fazlasını sevmediğimiz için 5 adeti geçmesin dedi. Peynir için özellikle birşey almana gerek yok evde ne yiyiyorsanız o olur dedi.

Yemek konusu bu şekilde iyi hoşta ben Tolga' nın uykusuzluğu yüzünden artık sıyırma noktasında olduğumu söyleyince, gündüz uyutma o zaman dedi.Nasıl yani dedim bebekler uyuya uyuya büyümez mi? Kadir Bey' den cevap: Kabak mı bu durduğu yerde büyüyecek:))
İyi dedik bundan sonra Tolga uykusuzluktan bitap düşene kadar uyutmak yok. Zaten günlerdir sırt ağrısından ölüyorum kucağımda uyutacağım diye yani canıma minnet:)
Ve evet iki gündür Tolga' yı mümkün olduğunca dışarıda gezdirerek, oynayıp yorarak, neredeyse kafası düşüne kadar ayakta tutuyorum. Sonuç şimdi hazır olun:UYUYOR:)
Hele dün gece sadece bir kez emzik taktım. Sabah 7 de bir kez emzirdim işte budur:)
Gün içerisinde sadece bir 20 dk kadar pusette, yine bir 15-20 dklık ikişer kereler arabada yolculuk esnasında uyudu.Yani artık ipler Tolga' nın elinde uykusu varsa uyuyor, açsa bana belli ediyor ancak o zaman yemeği hazırlanıyor ve o zaman da tabağını bitiriyor, yemiyorsa ısrar yok hemen mama sandalyesinden iniyor.

Yine de başarılı oldum demek için 3 tam gün aynı şekilde geçmesi gerek, ancak o zaman alışkanlık haline geldi denilebilinir.

Bunun dışında ben yiyeceklerini organik vermeye çalışıyorum dediğim için konu konuyu açtı ve aşırı titiz bir anne olmamı söyledi ki Allah biliyor ya hiç değilim, oldum olası temizlik vs. işlerinde rahat biriyimdir.Aşırı titiz büyütülen tüm bebeklerde alerji durumu yaşandığını söyledi ve bu zaten hep benim yakın çevremde de konuştuğum, örnekleriyle yaşadığım bir durum. Gerçekten çok titizlenilen, üzerine düşünülen çocukların olmadık hastalıklarını gördüm.Ben başından beri rahat bir anne olacağım dedim olduğuma da inanıyorum.

Diğer bir konu da şu demir meselesi ben ikinci belki üçüncü kez kendisine bu konuyu açtım. Bu gidişimde artık laf etmesin diye hani dedim belki bizimkinde vardır bir eksiklik test yaptırıyım mı dedim, kendisi çocukta demir eksikliği olduğunu ben anlarım ve ben gerek görürsem yaptırırsın bunun dışında demir ilacı kesinlikle vermiyorum dedi. Maalesef bu yeni doktorlar insanları korkutmakta ve çok rahat ilaç vermekteler, hele önlerine hem demir ilacı almış hem de doğuştan Akdeniz Anemisi olmuş bir vaka çıkarsa o zaman yanacaklar çünkü tedavi ve teşhisini yapamayacaklar dedi ve ben de son kez artık bu konuya noktayı koydum.Önemli olan bir doktora yeterince inanıp güvenmek ki ben sonsuz güveniyorum kendisine.

Tolga bu ay muayene olmadığı için ayaküstü bu kadar konuşabildik ancak yine de aralarda aklıma birşeyler gelirse yazacağım.

26 Mart 2009 Perşembe

Son 1 Hafta...

Son bir haftada aslında bir sürü şey olsa da benim yazacak halim hiç olmadı.
Önce "Bebeğinizin Beslenmesi" konulu bir seminere gittim. Konunun uzmanı hastalanınca yerine bir diyetisyen geldi. Konusunda deneyimli biri olsa da semineri yönetme becerisi ayrı bir durum, maalesef bunu bceremeyince çok da verimli bir seminer olmadı. Topluluk genelde de 1 yaşından büyük çocuğu olan annelerle dolu olunca benim gibi ek gıda ile ilgili açıklama bekleyen annelere pek yaramadı. Hatta daha çok bilgi kirliliği yarattı diyebilirim. Mesela ben Tolga' ya her sabah kibrik kutusu büyüklüğünde keçi peyniri veriyorum, ancak diyetisyen labne peynir önerdi. Şekerden mümkün olduğunca uzak tutmamız gerektiğini bir kaç kez belirtti ve muzda da çok fazla olduğu için önermiyor buraya kadar belki tamam ama ben Bebe bisküvilerini sorduğumda evet içerisinde fazla şeker var dedi ancak bize dağıttı örnek bir günlük beslenme tablosunda her güne iki bisküvi vermiş yani bunun gibi pek çok çelişki vardı ve onca anne içerisinde onca telaşlı annenin sorularıyla zaten bu konulardan yorgun olan beynim iyice sulandı ve dörtgözle Tolga'nın iyice yorduğu babasının beni beklediğini gördüm:)
Son bir haftadır yazmıyorum ama Tolga'da son sürat gelişmeler var, unutmadan not almam gerek.
Sanırım 3 gün önce ilk kez çok ama çok net bir şekilde Ba-Ba dedi. Tabiki bilinçli olarak babasına demedi ama çok net bu sesi çıkardı. Çoğu zamanda ağzını baba diyecek şekilde oynatsa da sesi her zaman çıkartamıyor. Babamız da Tolga' nın bunu bilinçli yapmadığını bilse de mest ötesi olduğunu farkediyorum:)
Yine son iki gündür kendince bir oyun geliştirdi.Kucağımızdayken ağzından emziğini çıkartıp bizim ağzımıza götürüyor, biz, emermiş gibi sesler çıkardığımızda da katıla katıla gülüyor:)
Ama herşeyden önemlisi 25 Mart Çarşamba yani dün Tolga ilk kez emekledi:) Hızlı bir şekilde sürünerek halının bir ucundan diğerine gidiyor. Nedense oyun halısının dışı daha cazip geliyor, iki sn yanından ayrılıyorum geldiğimde parkede oynadığını görüyorum ve bir yanım çok sevinsede diğer yanım artık beni daha zor günlerin beklediğinden emin:)

Bu hafta bir de Ayaz ile Tolga'nın yine oyun günü vardı:) Akşam olduğunda üzerimden tren geçmiş gibi olsada ikisini seyretmeyi, komikliklerini, yeni gördükleri objelere tepkilerini görmeyi, vakit geçirmeyi hiçbir şeye değişmem.

18 Mart 2009 Çarşamba

Güzel bir gün...



Dün hava soğuk ama güzeldi.Günlerdir üzerimdeki miskinlik havasından anneannemizin gelişiyle kurtulduk ve soluğu Fenerbahçe Parkı' nda aldık. Mis gibi bir deniz havası içimize çektik, küçük bir piknik yaptık ve Tolga bu esnada hep uyudu. Tertemiz bir havada uyumaktan daha güzel ne olabilir ki..



Kuşları, kedileri besledik. Tolga ilk kez bir kedi gördü ve çok dikkatle seyretti.
Açık havada sütünü içti. Onunla evin dışarısında vakit geçirmeyiş zor olsada daha çok seviyorum sanırım. Çünkü keyif aldığını düşünüyorum. Temiz bir havada yaptığımız 1 saatlik bir yürüyüş bile hem ona hem bana iyi geliyor.

Artık yaz gelsin çok istiyorum. Bir yere giderken ki bavul taşıma olayımızdan kurtulmak için can atıyorum. Zavallım üstünü giymekten nefret ediyor zaten, kat kat...Bir de ek gıdalara geçilince, yok maması, çorbası, elması, suyu, biberonu, bezi, yedek kıyafetleri derken bir yerden bir yere gitmek yada 1 saat bile olsun dışarı çıkmak külfet oluyor.Çoğu zaman da işte bu yüzden dışarı çıkmaya çıkmaya insan bavul hazırlamad, dışarı çıkmada da pratikliğini kaybediyor:)


Akşam olunca da Eskişehir' den gelen dedemiz, torununu çok özlemiş, bol bol hasret giderdiler ve bir günü daha böylece sonlandırdık.