31 Aralık 2007 Pazartesi

Resimler..


Evdeki süslerin çoğu hazır,dışarıdan alınanlar olduğu gibi bu resimdeki gibi benimde yaptıklarım oldu. Yapılışında bunlardan faydalandım:





Veee yeni yıl..


Cumartesi akşamı Taksim-Çiçek Pasajı turumuz...


Yine Cumartesi günkü Erin ve Ayça ziyareti...

MUTLU YILLAR!!!!!


Ölen köpeğimin bundan 2 yıl önceki yeni yıl resmi...

Yeni yılda tanıdık tanımadık herkese, daha temiz bir yıl diliyorum. Bu temizlik her yönden, ülkeyi soyup soğana çeviren ve dahada çevirecek olanların bir an önce diğer kör insanlar tarafından da farkedilip uzaklaştırılmasını, masum insanlarına öldürülmesine artık son verilmesini, sadece kapımızdan içeriyle değil, yürüdüğümüz yerlerinde temiz tutulmasına özen göstermeyi, BENcilikten çıkıp, BİZ olmayı,dünya malına fazla kağılmayıp,size yettiği kadarıyla idare edip, sevdiklerinize daha çok vakit ayırmayı,bu yıl,daha çok sevdiklerinizi, hatta tanımadığınız ama ihtiyacı olduğunu bildiklerinizi ufak ama onları hatırladığınızı anlatacak küçük hediyeler vermeyi,kimsesiz bir çocuğa, kendi çocuğunuzun oynamaktan sıkıldığı bir oyuncağı hediye etmeyi sonra da kendinizi daha çok sevmenizi dilerim, etrafınızdaki canlıların hiç değilse kafalarını okşamanızı, artık kalan hiçbir yemeğinizi atmayıp onlarla paylaşmanızı, hatta barınaklardan birini evinize misafir etmenizi dilerim, hayata bakış açınız aynı gün değişecek bana inanın. Ve geçen yıldan isteyipte elde edemediğiniz herşeye bu yıl sahip olmanızı dilerim.

Son Hazırlıklar....

Bugün yeni yıl vesilesiyle tüm aileye parti hazırlığım sona ermiş durumda.Evin son halinin resimlerini çektim fakat henüz bilgisayara aktaramadım. Sanırım yarın en eğlenmiş hallerimizin resimleriyle birlikte aktaracağım.
Hazırlıklar şu şekilde idi: Yılbaşı ağacımız 20 gün öncesinden hazırlandı, altına ufak, bugünü hatırlatacak hatıra hediyeler alındı ki bu hediyelere çekiliş sonucu sahiplerini bulsun diye üzerlerine rakamlar yapıştırıldı, olmazsa olmazımız tombala yerini buldu:),cumadan beri de evin için süslenmekteydi.. Salonumuzu fazlalıkları çıkararak genişlettik, servis masamızını üzerini hem süsledik hem de self-servis olacağı için bardak,tabak, çatal-bıçaklar üzerine yerleştirildi. Bugün de masanın üzerine tüm hazırladığımız abuc-cuburların yerleştirilmesiyle hazırlıklar son bulacak.Daha gecenin ilerki saatlerinde sürprizlerimizde olacak tabi:)
Henüz ne yapsam diye karar veremeyenler için çok yorulmadan pratik birşekilde yapılacak ymek listemi veriyorum.

Cornfleksli tavuk (bu sefer göğüs etini parmak kalınlığında kestim ki ayakta bile rahat yensin diye)
Misket köfte
Milföylü sosis (üçgen şekilde kesilen milföylerin arasına kokteyl sosisler sarılarak, kürdanla üzerlerine yumurta sarısı sürülerek fırına verilir.)
Haydari-Haladan gelecek:)
Rus Salatası-Haladan gelecek
Tavuk Salatası- Anneden
Muhallebili Kadayıf tatlısı-K.valideden gelecek
Süslü-sürpriz bir tatlı da bizim gelinden gelecekmiş bakalım onunda resmini çekerim:)
Patlıcan Salatası(Bu saatten sonra uğraşamam diyene marketlerde bulacağınız Meziz marka hazır patlıcan salatasını şiddetle tavsiye ederim, evde yaptığınızın aynı lezzetini bulacaksınız,ama siz de bir kaşık dolusu yoğurt ile zeytinyağı eklerseniz çok daha lezzetli olur.)
Acıkocalı kanepeler (Acı biber-domates salçası,ceviz,ekmek içi, sarımsak, zeytinyağı,tuz,pulbiber)
Peynir tabağı
Kuruyemiş
Cips
Dipsos 1 (Maydonoz,ceviz,yoğur,mayonez,sarımsak,beyaz peynir)
Dipsos 2 (yoğurt,pulbiber,nane)
Şimdilik aklıma gelenler bunlar,eminim unuttuğum vardır ama yarın resimleriyle yine burdayım:)

28 Aralık 2007 Cuma

Elmalı Helva ve Mısır Unlu Poğaça


Yemeklere uzun bir ara vermiştim tamam, kabul ama dönüşüm muhteşem oldu çünkü hiç bir yerde bulamayacağınız, yepyeni nefis iki tarifim var.
İlki elmalı helva. Hani çeşitli balık lokantalarında tatlı niyetine fırına verilmiş helva getirirler, işte bu tarif onun biraz daha renklendirilmiş ve daha hafifletilmişi, hiç içinizi baymıyor.
Malzemeler
1 elma
200 gr. helva
1 yemek kaşığı sıvıyağ

Sıvıyağ ile rendelediğiniz elmaları ateşte biraz kavurduktan sonra elinizde parçaladığınız helvaları ilave ediyorsunuz ve karıştırıyorsunuz, işte hepsi bu:)
Benim vaktim olmadığı için fırına vermedim ama fırınlarsanız da aynı lezzeti elde edeceksiniz yada benim gibi fırınlamadan ılık servis edip üzerini iri cevizlerle de süsleyebilirsiniz.

Mısır Unlu Poğaça



Malzemeler:
250 gr. mısır unu
Yarım su bardağı beyaz un
3 yemek kaşığı yumuşatılmış tereyağı
2 yemek kaşığı sıvı yağ
3 yemek kaşığı yoğurt
Tuz,karabiber,kabartma tozu
2 yumurta (1 yumurtanın tamamı hamura katılırken, diğerinin sarısı poğaçanın üzerine, beyazı dilimlenmiş peynire ilave edilecek.)

Tüm malzemeyi yoğurup, poğaça şekli verildikten sonra içine sadece peynirli yumurta aklı karışım konulur (maydonoz bu hamura yakışmıyor)
Üzerine yumurta sarısı sürüldükten sonra isteğe göre galeta ununa yada bulabilirseniz iri çekilmiş mısır ununa bulayabilirseniz. Ben galeta unu ile yaptım ve inanılmaz bir tat elde ettim. İddia ediyorum ki artık sırf beyaz un ile yaptığınız poğaçalar bunun yanında yavan gelecek.

Karşılıksız Sevgi


Bugün mailime gelen resimlerdi...İnsanın bu sevgi karşısında içi gidiyor değil mi?
Bebekler için evcil hayvanlarla birarada büyümelerinin çok önemli olduğunu okumuşsunuzdur. Özellikle köpekler bu türlerin içinde en karşılıksız sevgi verebilen canlılardır.Bebekle birlikte hemen hemen aynı zamanlarda eve gelen yavru bir köpek onunla birlikte büyüdüğü için bebeği daha çok sahiplenir,korur,sevgisini fazlasıyla belli eder. Bebekte bu canlılar sayesinde, çok daha huzurlu, mutlu ve benimde henüz bilemeyeceğim kadar küçüklükten itibaren sorumluluk sahibi bireyler olurlarmış.
Kedi veya köpeğinizi çok yoğun, stresli yada sinirli zamanınızda kucağınıza alıp okşamaya başlayın, inanamayacağınız kadar kısa bir sürede ne sinirinizden ne de stresinizden eser kalmayacak, bana inanın.
Biliyorum tüy,kist,hastalık vs için endişe duyabilirsiniz ama hem bir veteriner ile görüşürseniz hem de yeterince araştırma yaparsanız bu tür risklerin en azından evde hayvan beslemeseniz dahi bebeğinizin yada sizin başına gelebileceğinde de emin olun.
Çok bilimsel olan bilgiler veremeyeceğim belki ama zamanında bir veterinden edindiğim bilgiler şöyleydi: Kedi ve köpeklere her 3 ayda bir vurulan kist aşısının yada hapının hayvana için değil insanlar için yapıldığını unutmayın. Bu şekilde, periyodik olarak yapılan kist aşıları sayesinde insana bir hastalık geçmesi mümkün değil, zira 14 yıl benimle yaşayan köpeğimden biliyorum ki en ufak bir hastalık geçirmedim.
Bununla birlikte kedi ve köpekler dışkılarını yaparken birşekilde tüyde açığa çıkarmış ve bu tüyün hava yolu ile ağızdan içeri girmesi neticesinde vücudun bağışıklık sisteminin zayıflığı yüzünden de vücutta bir birikim yapabilmekteymiş ancak bilinki bu daha çok kedilerde olmakta. Bunun içinde çok yakından tanık olduğum bir durum var. Yakın aile dostumuzun kızları, benimde arkadaşım olan bu kişi, evinde şu ana kadar korktukları için herhangi bir canlı yetiştirmemelerine rağmen, kızın aniden bir takım sıkıntılar yaşaması üzerine hastaneye gittiler ve akciğerinde bir avuç içi kadar tüy bulundu ve bu çıkanı da bizzat gördüm. Bunlar tüy yumağıydı. Hatta kısa bir süre yakınlarında tek bizim köpeğimiz olduğu için sanki biz bile sorumlu tutulduk, uzun süre gelmediler bize:) Bu korkuyla tüm aile bireyleri olarak akciğer filmi çektirdik ki şükür hiçbirşey çıkmadı. Tabi onlar bu esnada çoktan bu tüy yumağının kediye ait olduğunu anladılar. Kedi tüyü, köpek tüyüne göre iğne gibi sert ve dümdüzdür,ağız yoluyla girişi daha tehlikeli sonuçlar doğurmaktadır ama bilin ki sebebi daha çok yukarıda belirttiğim dışkı sorunudur.
Yani, siz evde hayvan besmeyeyimde çocuğuma birşey olmasın diye korksanız da çocuğunuz zaten hergün sokakta bu tehlikeyi yaşar, tabi hepimizde ama bunun başa gelme oranı da oldukça düşük bunuda unutmayın...

25 Aralık 2007 Salı

Güzellik...


Annemin hediyesi orkidem yine annemin elleriyle yaptığı, deniz kabuklarıyla süslü eşsiz ayna...İkiside yerlerini çok sevdiler belliki çünkü harika görüntü veriyorlar:)

24 Aralık 2007 Pazartesi

Bayram Tatili...


Neredeyse üç güne üç sofra gibi oldu :) Annemin spesyeli, hamsili pilav ve yeni keşfi muhallebili, bezeli, çikolata soslu oldukça değişik bir tatlı...Benim her tatdan az ama çok çeşitli bayram sofram ve spesyelim, kremalı fırında patates...Halamların kahvaltı sofrası, gözlemeleri ve bayramın sonunda eklenen kilolar sanırım özet geçmek için yeterli oldu:)

Vee şeker,küçük, eğlenceli çekirdek ailem:))
Hazırladıkları bayram sofraları, sohbetleri, ciddi ciddi araba yarışları:))), katılımları için çok teşekkürler:))
Bitmeyen neşeniz ve enerjinizle, en önemlisi hep birlikte nice bayramlara...

19 Aralık 2007 Çarşamba

MELTEMLİ LEZZETLER 1 YAŞINDA!


Bundan tam 1 yıl önce internette öylesine dolanıyordum, "neymiş bu blogger, blogspot bir bakıyım" derken kendimi sitem için isim ararken buldum:)
Yani itiraf ediyorum aklımda hiç böyle bir site yaratmak yoktu.Bununla birlikte her geçen gün artan siteye giriş sayısını da hiç beklemiyordum. Blog'un her zaman yorum bırakan, takiplerini hiç eksik etmeyen başta Hande olmak üzere, sadece neler var bugün diye giriş yapan da çok isim var biliyorum. Her birinize çok ama çok teşekkür ederim çünkü siz bu yazıları okumasanız ben biliyorumki çoktan vazgeçebilirdim ama şu an sanki benden birileri birşeyler yazmamı bekliyor gibi hissediyorum ve bilgisayar başından kalkmıyorum.
Evet blog lezzetler adı altında yeni tariflerin verildiği bir yer olmaktan, benim yoğun çalışmam, mutfağa girememem yüzünden "günlük" halini aldı:) ama adını değiştirmeyi düşündüysem de sonradan bunu istemediğimi farkettim bunun sebebi sanki çocuğum gibi olması, yanımdan ayırmak istemediğim...
Şimdi en kısa sürede evim, yılbaşı organizasyonum, kendi yapmış olduğum süslerim, yemeklerim, özel sosların tarifleri ve resimleriyle burda olacağım.
Umarım 2008' de daha enerjik olurum ve mutfağıma da daha çok zaman ayırabilirim:)

16 Aralık 2007 Pazar

DANA KOVALAMACA...

Hürriyet 16 Aralık Pazar

Bekir COŞKUN bcoskun@hurriyet.com.tr

Dana kovalamaca...


KARDEŞLERİMİZ kaçan bir danayı kovalıyorlarsa...

Demek ki bayram geldi.

Kimi zaman İspanyolların, boğaların önünden kaçma şenliklerini görürüz televizyonlarda. Bir kapıdan salınan boğalar ve onların önünde koşan, daha doğrusu kendini boğalara kovalatan İspanyollar.

Bizimkisi tersine:

Önde dana...

Arkasında arkadaşlar...

Hah...

Demek ki bayram var...

*

Bütün hayvanlar kesilirken korkarlar.

Korkudan titrerler ve gözleri hiçbir zaman olmadığı kadar irileşir, dehşet içinde etraflarına bakarlar.

Çünkü onları da Allah yarattı ve yaratırken onlara; beslenme, bebek sahibi olma, yavrularını koruma, savunma, sevme gibi duygular yanında "korkma" duygusu da verdi.

Siz hiç bir koyunun kaybolmuş bebeğini arayanını gördünüz mü?

Deliye döner...

Bağıra bağıra sağa-sola koşuşur.

Onun kokusunu bulmak için havayı koklar.

Ve bulduğunda... Çenesi ile onu altına çekerken, yüzüne durmadan öpücükler kondurur.

Çünkü o bir annedir.

(.....)

Tüm bu duygulara sahip bir canlının "korkma" duygusunun olmadığını söyleyebilir misiniz?..

İşte bu yüzden kaçar koyunlar, danalar.

Hele yakalanınca bir bıçağa bakışları var...

*

Ama ne yapacaksınız?

"Kesmek" ibadetse ve Diyanet İşleri Başkanlığı illa "kan akıtın" diyorsa...

250 bin yetim ve kimsesiz yaşlı binbir türlü çağdaş ihtiyaçları için yardım beklerken, illa onlara "kırmızı et" vermek istiyorsanız...

Danaları kovalamalıyız...

Dana korkar...

Ne zaman arkadaşların dana kovaladığını görsem...

Hah...

Demek ki bayram var...

Bekir Coşkun' un bugünkü yazısını okuyunca yine o günlerinin geldiğini farkettim, hani yollarda koşan hayvancıklar, her köşe başının kan dolması vs.
Ben vejeteryan değilim yani köftemi de etimi de yiyorum ama ben bizzat bu işe sebep olmuyorum. Bu kesimlerin profesyonelce yapıldığı, büyük fabrikaların ve özel kesim alanlarına sahip büyük firmalara ait yerlerden gelen etleri alıyorum. Yol kenarında, gözünün içine baka baka kan dökmüyorum. Benim bu noktada dini sözlere karnım tok. Hiç bir mantıklı açıklaması olmayan, yıllardır süre gelen bir şeyi sorgulamadan devam ettirenleri de anlamam mümkün değil. Kendini hayvan sever olarak tanıtmak, evinde hayvan beslemek sonrada göz göre göre kan dökmek, bu nasıl iş?
İçinde hayvan sevgisi olan, hayatında bi kere bile olsun herhangi bir canlının gözünün içine gerçekten bakan biri bunu yapamaz. Ne hakkınız var onu annesinden, bebek yapmasından, onu kollamasından mahrum etmeye.
Ben de biliyorum doğanın gereklerini, hayatta kalmak için her canlının diğerini yemek zorunda olduğunu, ama en azından sadece bu iş için yetiştirilmiş hayvanları, ihtiyacın kadar, fazlasıda olmadan ilgili kuruluşlardan alıp tüketmek yetmez mi?
Madem dini vecibeler, aynı zamanda bilmez misiniz müsriflikte aynı derece günahtır. Dolabınızda ihtiyacınız kadar etiniz varken koca bir hayvanı kesip, aynı şekilde evinde her daim eti bulunan komşunuza verip sonrada içinizin huzurlu ve sevap kazandığınızı hissediyorsanız size sadece acırım...

Bu görüntülerden büyük zevk alıyorsanız eğer kesmeye devam edin ama inançlarınıza da aynı oranda devam edin çünkü bir gün nasıl olsa onlarla karşı karşıya geleceksiniz !

11 Aralık 2007 Salı

MUTLULUK....


*Evini bir parti sonrası temizlemek için saatlerce uğraşıyorsan
Bir çok arkadaşın var demektir
*Faturalarını ödeyebiliyorsan
Bir işin var demektir.
*Pantolonun biraz sıkıyorsa
Aç kalmıyorsun demektir.
*Gölgen seni izliyorsa
Güneş ışığını görüyorsun demektir.
*Otobüsten indiğin yerden işyerine yolu uzun buluyorsan
Yürüyebiliyorsun demektir
*Hükümet hakkında eleştiri yapabiliyorsan
Konuşma özgürlüğün var demektir
*Yanındaki adamin sesinden rahatsız oluyorsan
Duyuyorsun demektir.
*Camları silmen , çatıyı onarman gerekiyorsa
bir evde yasiyorsun demektir
*Doğalgaz faturan yüklü geliyorsa
Isınıyorsun demektir
*Yığınla yıkanacak ve ütülenecek çamaşırların varsa
Yığınla giyeceğin var demektir
*Çalar saatin sabahın köründe çalıyorsa
Yaşıyorsun demektir
*Aksamları kendini yorgun hissediyor ve bacakların ağrıyorsa
O gün üretici olmuşsun demektir
VE TÜM BUNLARIN FARKINA VARABİLİYORSAN
MUTLUSUN DEMEKTİR


MUTLULUK ....

Sorunsuz bir yaşam değil,
Onlarla başa çıkabilme yeteneğidir

10 Aralık 2007 Pazartesi

Biz Deli miyiz?

Güzel bir Pazar gününü yılbaşına kadar bitsin diye oturup puzzle yaparak geçirirsek pek de akıllı sayılmayız tabi:)
En son sanırım Ekim ayında yeni aldığımız 3000 parça puzzle ın ilk halini yayınlamıştım işte bu da dünkü ve son şekli...

31 Aralık akşamı evimizde küçük bir parti verelim istedik, ağacımız, sürprizler ve süslerin son şeklini yine resmediceğim ama öncesinde kaç haftadır yerlerde sürünen puzzle ımızı biran önce bitirip çerçeveletmeliydik.
Bunlarda son 2 yılda yaptığımız puzzlelardan sadece bir kaçı, napalım acayip rahatlatıp, keyif veriyor bence..

3 Aralık 2007 Pazartesi

Dizayn Atölyesi...


Yaklaşık 5-6 yıldır hobi olarak takı tasarımı yapıyorum, gerçi son yıllarda artık pek elime almamaya başladım çünkü iş ticarete dönünce çok da keyifli gelmemeye başladı. Şimdi elimde son kalanlar gittigidiyor' da, ilgilenenlere...

29 Kasım 2007 Perşembe

Sebze Burger

Şimdi size harika bir tarif veriyorum, ben denedim gerçekten süper bir lezzet.
Özellikle vejeteryanlar,kırmızı et yememesi gereken yaşlılar ve belkide bebişler için en güzel besleyici köfte.İçerisinde ne kıyma ne de tavuk var.Tamam bu kadar ipucundan sonra açıklıyorum. Nohut ve brokoliden oluşan harika bir köfte bu.
Tarifini, internette gezinirken Hürriyet yazarlarından Arman Kırım'ın yazısından buldum ve denemek istedim. Birebir uygulamadığım için içerisine eklediklerimi aşağıda belirteyim, siz dilerseniz yazıdan da yapabilirsiniz.

2 su bardağı haşlanmış nohut
1 bardak ince kıyılmış brokoli
4 yumurta
1 kuru soğan
Kimyon, tuz, karabiber,köri,pulbiber
Galeta unu
1 çorba kaşığı zeytinyağ
1 diş sarımsak

Tüm malzemeyi robottan geçirip iyice yoğurun, sulu bir kıvam olursa biraz daha galeta unu ilave edin. İnanın yedikçe beni anacaksınız çünkü harika bir tat...:)

Güle Güle Esra...


İnanamadım.. Dün sevgili Gülriz siteyi ziyaret etmeseydi belki uzun bir süre öğrenemeyecektim çünkü ne zamandır sıklıkla giriş yaptığım blogları ihmal etmiştim. Sevgili Esra' yı kaybettiğimizi öğrendim. Hiç yüzünü görmedim, hiç karşılıklı sohbet etmedik ama ne kadar üzüldüğümü anlatamam. Sanki yıllardır onu tanımışım gibi.. Ara sıra o beni ziyaret eder, yorumlarını eksik etmez, bende hep iade-i ziyaret eder,ona yorum bırakırdım. Şimdiyse inanamıyorum en son 20 Kasım' daki yazısına. Çok çok üzgünüm... Allah rahmet eylesin, mekanın cennet olsun...

28 Kasım 2007 Çarşamba

Hayat Güzel!


Hayatın bize yaşatmak zorunda kaldığı bütün çirkinlikler bir tarafa, bu güzellerle güne başladığım için keyfim yerinde:)
Bu sabah mailime geldi bu şekerlerin resimleri.Sonrasında da farkettim ki yolda giderken bir kedi yavrusunun kuyruğu ile oynaması, elime pati vurup korkup kaçması, minicik diliyle verdiğim sütü içmesi bile yüzümü güldürüyorsa, bu anların farkına varabiliyorsam ne mutlu bana, hayat gerçekten HARİKA! Elbetteki bir çok çirkin insan olacak, onlar bu çevreyi yaşanılmaz kılmak isteyecek, çünkü ellerinden başka bir şey gelmiyor, onlar hayatı yaşamayı bilmeyen insanlar, ben niye onların hataları için keyfimi kaçırayım ki?
Hayat çok güzel,tüm renkleri, tüm canlılarıyla birlikte..

27 Kasım 2007 Salı

Bu da siz ve sizin gibiler için uğraşıpta yazdığım son YAZIDIR!

Demek düşünce özgürlüğü hıı, haber alma özgürlüğü v.s. yok hak getire nerdee..
Evet Ayçacım, belki bir ışık olur, belki susanlar niye susmamaları gerektiğini anlar, konuşanların da yazdıkları belki ilgili yerlere giderde yine belki tavırlarda bir değişiklik olur sanmıştık ama gösterilen tek tavır, sitene, çalıştığımız, pardon eskiden çalıştığımız şirket tarafından konan erişim YASAĞI oldu.
Böylelikle daha çok senin, ve benim bu kişi ve kişiler hakkında ne kadar haklı olduğumuz bir kez daha kesinleşmiş oldu- hiç şüphemiz olmamasına rağmen.
Böyle gelmiş böyle gidercilik olmaz belki bu sefer demiştim ama yok!Yazık, bu sitenin erişiminin yasaklanmasını isteyen kişiye yazık! Bu nasıl bir düşünce tarzı, bu neyin sonu, bizler sussak bile vicdanınız sizi rahat bırakıcak mı?
Sizin gibi direktör olupta insan yönetmeyi, çalıştırmayı, çalışanına değer vermeyi bilmeyenlerin başta olmasını, bu gibi insanı da oraya ayrıca getirtmeyi sağlayanların, bu hatalı seçimlerin sonu hiç mi gelmeyecek!
O kadar acınası bir hal almış ki, resmen diktatörlük dediğimiz tavırla bu erişim yasaklanmış, aklım hayalim almıyor.
Ama sanmayın ki böyle Ayça ve bizim gibi, sizinle olan sıkıntılardan dolayı işi bırakmış olanları sadece yasaklarla susturursunuz. Google' da ufak bir isim search etmek için vakit ayırın bakalım neler çıkacak, yeni bir site yaratmak tam 10 dk. sürüyor, orada çalışıpta bizden haber almak isteyen kişilerin eminim tek hayatları orasıdır ve başka bir bilgisayardan giriş yapamazlar değil mi?
Yani böyle ufak işlerle uğraşılacağına keşke kökten çözümler uygulayabilseydiniz. Keşke mesela yöneticileri gönderdiğiniz eğitimlerin yarısını direktör olarak sizlerde alabilseydiniz. Keşke yeni bir ışık olsaydıda, değişebilseydiniz. Ama pardon imkansızı istemekte komik oluyor bir yerde...
Şimdi rica etsem şu diktatör tavrınızla benim sitemede erişimi kapatabilir misiniz? Zira yönetmeyi berecemeyen direktör tarafından siteme tek bir girişin bile yapılmasını istemem.

25 Kasım 2007 Pazar

Güneşli bir haftasonu..

Bir kaç gün öncesinden radyo, internet vs. araştırılır, haftasonunun soğuk ama güneşli olacağının haberi alınır ve hemen iki günlük program yapılır.
Cumartesi sabah erken kalkılınır, en sevdiğimiz ve rahat ettiğimiz, Çengelköy-Çınaraltı' nda nefis su böreği, sucuklu-yumurta ve büyük bardaklarda çaylar içilir, boğaz manzarası seyredilir.
Arkasından Mihrabat Korusunda köpüklü, dumanı tüten az şekerli bir kahva yine köprü ve güneşli bir İstanbul manzarasının tadı çıkarılır.Akşam sinema keyfi ile gün biter...

Pazar günü öğlen saatlerinde karnımız hafif sinyaller vermek üzereyken, piknik çantamız hazırlanılır veee Şile yolu üzerindeki en sevdiğimiz yerde mangalımız istenir, oturulur afiyetle piknik yapılır, oksijen sarhoşu olduktan sonra evde yine, sinemada seyretmeye vakit bulamadığımız bir filmle gün bitirilir:))
Kısacası son güneşli günlerin tadı afiyetleee çıkarılır:))

23 Kasım 2007 Cuma

Salata ve Tatlı

Aşağıdaki tatsız konunun artık ekranda görülmesenden sıkıldım ve az önce annemin yaptığı, benimse makinamın yanımda olmayışından dolayı maalesef cep telefonuyla çektiğim ayva tatlısının tarifini vereyimde artık tatlı konuşalım istedim. Bununla birlikte EVETTT sonunda olduu:))) Sonunda ben de anneme tarif verdim:))
Allahım bugünleride mi görecektik hıı anneciğim:))
Geçen haftasonu 11 kişi ağırladım efendim. Nasıl sığdık bende bilmiyorum ama hep, bir şekilde bereketli oluyor bu sofra. İşte o gün iki karnabahar salatası tarifini karşıtırarak bir salata elde ettim bu durumda bu orjinal benim tarifim olur:)
Öncelikle, herkesin çok beğendiği karnabahar salatasının tarifini yazıyorum ama inanın beni, herkesin çok beğenmesi değil, annemin çok beğenip birde üstüne 2 kere tarif alması ilgilendiriyor. Hatta az önce kendiside yaptı.
İşte salatam:

Renklerin güzelliğine bakar mısınız?

Malzemeler:
1 küçük boy az haşlanmış, çiçeklerine ayrılmış karnabahar
Közlenmiş ince dilimlenmiş kırmızı biber (dilimlenmiş şekilde konservesi mevcut)
1 büyük havuç
Turşu
Mısır
3-4 adet yeşil kısımları dahil dilimlenmiş taze soğan
Yarım demet dereotu ve maydanoz
Ceviz rendesi

Sosu için:
Zeytinyağı
Limon suyu
2 kaşık sirke
1 rendelemiş sarımsak
1 çay kaşığı hardal
1 çay kaşığı mayonez
tuz,karabiber

Sos malzemelerini küçük bir kavanozda iyice çalkalayıp üzerine dökün


Ve annemin ayva tatlısı:
Cep telefonuyla bu kadar olur...

Hazırlanışı:Her bir yarım ayvanın içerisine 1 yemek kaşığı şeker, yine her bir yarım ayva için de yarım su bardağı suyu geniş bir tencereye yerleştirdikten sonra 1 saat kadar hafif ateşte pişirilir.Daha sonra 3-4 adet karanfil eklenerek, her ayvanın içerisine elma rendelenerek, elmalarında pişmesi sağlanır ve soğumaya bırakılır. Kırmızı rengi tamamen doğaldır, yapın göreceksiniz:)

19 Kasım 2007 Pazartesi

Tüm Yönetemeyen "Direktör" yada isimleri her neyse onlar için!

Aynı zamanda iş arkadaşım olan Ayça, bugünkü yazısında ikimizin de işlerimizden soğumamıza neden olan şahıs için yapmış olduğu yazıyı okuyunca, ben niye daha önce buraya içimi dökmedim acaba diye düşündüm. Birilerinin okuyup okumaması artık çok da önemli değil çünkü maalesef neredeyse bütün şirketler aynı politikayla yürüyor ve siz çalışanlar buna ya ayak uydurmak zorunda kalıyorsunuz ya da şansı olan çekip gidiyor.
Ben, Ayça ve daha bir sürü kişi dayanamayıp gidenlerdeniz, tabi ki bu durumda şanslı kesimdeniz.
4 yıl boyunca büyük bir istekle çalıştığım iş yerimden, "yönetemeyen yönetici" yüzünden ayrıldım.
Benim için de iş hiç bir zaman amaç olmadı ama standartlarımın devamı için çalışmam gerekiyordu ve severekte 4 yıl devam ettim. Bu süre zarfında 3 kere terfi aldım yani yönetici değişimi olmadan önce performansımdan memnun olmayan yokmuş. Fakat maalesef her iş bileni yada bizim durumumuzda işi bilmeyen yönetici/ direktör v.s olarak başa geliyor. Sebep tanıdıklık, sebep "Hadi bak ben bu şirkette işe başladım sen de katıl ekibimecilik ..."
Bazı insanları 40 tane koçluk eğitimine de gönderseniz insan yönetmeyi, yönlendirmeyi, çalıştırmayı, bu çalışmanın karşılığını vermeyi (ama moral olarak ama maddi olarak) ekip olmayı, karşındakini İNSAN yerine koymayı, değer vermeyi öğretemezsiniz ama bu kişiyi başa getirebilirsiniz!Hadi getirdiniz 1 ayda 4 kişi istifa edincede mi birşeyleri değiştirmeyi düşünmediniz!Düşünmediniz ki bizler farklı kulvarlardayız şu an!
Ama kaybedenler bizler değiliz! Kaybedenler sizsiniz, şirketler, direktörler, yöneticiler...

Benim de sorularım var:

Bir direktör, çalışanı yakınını kaybettiği zaman başın sağolsun demesi mi doğrudur yoksa vefattan 1 hafta sonra ayağına, odasına çağırıp mı söylenmelidir?
Bir direktör özel işleri için çalışanını oda oda koşturmalı mıdır yoksa çalışanlarının gözü önünde düşüceği konumu hesap edip kendi işlerine kendi mi koşmalıdır?
Ben direktör olsaydım,benden "yeni bir iş istiyorum, yeni bir kan" diye peşimde koşan kişiyi en iyi şekilde değerlendirirdim.Hadi değerlendiremedin,bu kişi kurumundan memnun olduğu için başka bir departmana geçerken, yeni işi ve yeni yöneticiyi küçümseyen laflar ederlirmiydi? Bir de üstüne "Kalsaydın sana şu kadar zam yapacaktım diyerek daha da alçalınabilinir mi? Ve dahada kötüsü madem kurumdan değil, departmanından ayrılıyorsun o kadar kolay olurmu öyle hemen geçemezsin 2 ay süründürürsünüz beni değil mi, birde üstüne formül üretirsiniz 3 gün gel burada çalış 2 gün git orada çalış ama tek kişilik maaşını da al.Hadi yaaa!!
Kimse bana da 4 yılıma, 4 yılımı sorunsuz ve temiz iş çıkarmama karşılıkta teşekkür etmedi. Artık umrumda da değil zaten.
Bu liste çok uzar ama ayrılalı 1 yıla yaklaşmış biri olarak bu listeyi çoğaltıp ne tekrar sinirimi bozacağım ne de o kişiye prim vereceğim.
Son birşey!
Her yerde yönetici ve direktörü hakkında atıp tutan fakat herkes arkası döndükten sonra onların peşinde el pençe divan duranlar! Kafanızı akşam yastığa nasıl koyuyorsunuz bilemiyorum, sırf para ve mevki hırsı için haysiyetinizi sattığınızı, onurunuzu yerler altına aldığınızı nasıl göremiyorsunuz onu da bilemiyorum. Allah bu gibi kişilerin yolunu açık etsin. Sizin gibi insanlara tavsiyem: ya ortalık yerde kötülemeyin, ya da kötülediğiniz kişilerin eteklerinde gezmeyin bu zavallıktır!
Bir de çocuğu için, yaşamını sürdürmek için, para-mevki hırsı olmadığı halde çalışmak zorunda olanlar var tabiki onlar için tek dileğim bizler kadar şanslı olmaları bir gün..
Çünkü dışarda çok daha stressiz, huzurlu, mutlu günler yaşanıyor.
Son 6 aydır eşimi her gün güler yüzle kapıda karşılıyorum.Sebepsiz yere çıkan bağırışmaların ve bunun gibi yüzlercesinin sonu geldi. Evimde ve kendimde büyük değişimler var. Maalesef arkadaşlarımı ve her öğlen 15 dk.lık kahve eşliğindeki sohbetleri çok özlememe rağmen, hayatımın son 4 yılı hiç yaşanmamış gibi :) bu da HARİKA!!
Allah hepinizi "YÖNETEMEYEN DİREKTÖRlerden UZAK TUTSUN!

9 Kasım 2007 Cuma

Annemin Günü ve Renkli Pilavı...


Geçtiğimiz gün, 14 yıl aynı apartmanda, artık akraba gibi olduğumuz komşularımız annemdeydiler. Ben maalesef çalıştığım için onlarla olamadım ama en kısa zamanda ben de kendi evimde ağırlayacağım zaten. Annem yine onu karıştırmış, bunu karıştırmış, rengarenk bir pilav salatası yapmış ve hemen resmini çekeyim, Meltem siteye koyar deyince, komşularımızın çok hoşuna gitmiş bu blog olayı ve bizden de bahsetsin ozaman demişler:))

Akşamına ben de pilavın tadına bakabildim.Eee okul çağlarından beri bu durum değişmemiştir bizde, annenin o gün eğer günü varsa akşam olsada okuldan gelince pasta, börek yesek diye koştururduk, şimdi de kural değişmedi kalanlar hoop benim eve:) böylece bir akşam da yemek yapmadan geçmiş oldu:))
Şimdi renkli pilav salatamıza gelince, çok kolay ve pratik...
Malzemeler: İnce dilimlenmiş turşu, kırmızı dolmalık biber, yeşil biber, mısır,taze soğan, dereotu, hafif yağda kavrulmuş ceviz, pulbiber,nane.
Beyaz pirinçten pilavı hazırlıyorsunuz ve ince doğradığınız tüm malzemeyi içine koyuyorsunuz. Sofraya da ayrı bir renk katıyor bu görüntü. Eşim çok sevdiği için akşam bir de nar ekşisi ilave etti ve çok beğendiğini söyledi, ee neticese salata dedik tabi. Afiyet olsun....

5 Kasım 2007 Pazartesi

4 Kasım


4 Kasım Pazar Günü doğum günümdü. 26 yılı devirip, 27 yaşımdan günleri yavaş yavaş almaya başladım.
Hep istediğim bir şekilde yani bol sürprizli bir doğumgünü yaşadım. Ama işin ilginç yanı bu sürprizlerin bir tanesini bile önceden anlamamış olmam ki ben bu yönümle övünürdüm yani hayatım hep birilerine sürprizler yaparak, şaşırtarak geçen biri için tüm ailemin beni nasıl kandırmış olduğuna hala gülüyorum:)

Öncelikle Cuma akşamı, uzun süredir ara verdiğimiz devlet tiyatrolarına bu ay için 2 biletimiz vardı ve ilkini seyretmek üzere Şişli Cevahir Tiyatrosundaydık. Oyunun adı "Çok Yaşa Komedi" Çehov' un bir eseriydi. Galip Erdal-Zafer Algöz ve Zeynep Erkekli' nin oyunculukları harikaydı.Sanırım eserin adından dolayı kendimizi gülmeye çok mu hazırladık bilemedim ama beklediğim gibi değildi. Bununla birlikte dekor, oyunculuklar, kostümler harikaydı.16 Kasım günü de "Benerci Kendini Niçin Öldürdü?" oyununda olacağız, bu oyun için de bilgi vereceğim.
Cumartesi günü ise eşimle Burgaz Ada' ya gittik. Hava şansımıza kapalı olduğu için ada ziyaretçileri de çok değildi ve biraz keyifsizdi. Orada ilk sürprizimi öğrendim. Eşim Burgaz Ada'yı önceden keşfetmiş, araştırmış, güzel bir butik otel bulmuş ve doğum günüm için böyle bir sürpriz düşünmüş ama havadan ve adada vakit geçirmekk açısından emin olmadığı için kesinleştirmemiş.Belkide iyi oldu çünkü bu mevsimde çok da iyi bir fikir olmayabilir, yapacak pek bir şeyde bulunmuyor zaten.

Veee..Pazar Günü yani doğumgünü sabahı abim ve eşinin evinde kahvaltıya davetliydik. Hıh dedim bu sefer sana bir organizasyon geliyor Meltem diye içimden geçirdim ama kimse bugünün farkında değil gibiydi, kapıdan çıkana kadar bir pasta olsun kesilir diye beklemedim değil ama öyle boynumu büke büke evden çıktık:) Eşimle alışveriş yaptık, gezdik, harika bir buket, henüz gonca halinde olan güller aldım kendisinden ve havanında çok güzel olması nedeniyle bol bol yürüdük. Bu arada sevgili eşim sürekli bana "ben öyle sürprizler yapmayı beceremem, benden öyle şeyler bekleme, bu sene başbaşa yemek yiyelim v.s diyip duruyor ama benim bunların tersini düşünme gibi bir durumum söz konusu bile olamaz çünkü gerçekten o böyle şeylerin kendisine de yapılmasından, yapmaktan da çok hoşlanmaz oyüzden diyorum ya hiç beklemediğim şeyler oldu diye. Bu esnada bütün gün annemler, k.valdemler telefon açarak bir bir benimle konuştular, tebrik ettiler, vallahi ben de hepsini tek tek tebrik ediyorum o müthiş oyunculukları için:)

Vee sonunda akşam yemek yiyeceğimiz yere geldik, burası hem düğünümüzün hem de nişan yemeğimizin yapıldığı yerdi. Garsonu bile ayarlamışlar, garson bize
"Rezervasyonunuz var mı" dedi,
"Yok" dedik,
"Buyrun sizi şöyle 2 kişilik bir masaya alalım" dedi,
Bu esnada eşim, salonun köşesindeki büyk masayı göstererek "Biz burada oturalım" deyince işte bütün ailemi karşımda gördüm:)
Her birinin üstün oyunculuklarına, sürprizlerine, hediyelerine, sevgili eşime, K.validem ve K.pederime, herkesi organize edip böyle bir yemek düzenledikleri için, canım anneme ve babama bu güzel hayata gelmeme, bana nefes vermelerine vesile oldukları için, sevgili abime ve canım Seçile, yengemiz ve dayımıza, benimle oldukları için çok ama çok teşekkür ederim.
26 yıla geri dönüp bakınca, sadece kocaman sevgi dolu bir aile ve bu sevginin getirmiş olduğu müthiş güzellikte yıllar hatırlıyorum. Artık dahada kalabalık ve sevgi dolu bir aile olduk o yüzden inanıyorum ki bu güzellikler aynı oranda artarak, büyümeye devam edecek. Ama bilin ki sevgili ailem, bu güzel günler sadece içlerinde siz de olunca güzel, yoksa anlamsız geçer.
Allah bana sizlerle birlikte, daha uzun yıllar mutlu ve sağlıklı günler geçirmeyi nasip etsin. Tüm yaşattıklarınız için çok ama çok teşekkür ederim. Hepinizi çok seviyorum.Canlarım benim....

30 Ekim 2007 Salı

29 Ekim Cumhuriyet Bayramı


Cumhuriyeti'mizin 84.yılını kutladık. Belkide bu yıl daha çok ihtiyacımız vardı her yeri kırmızı-beyaz yapmaya, yollara dökülmeye. Benim bu ülkeden, yaptıkları seçim neticesinde ümidim kalmamışken, Cumhuriyet Bayramı vesilesiyle yollara dökülenleri görmek, nispeten "Korkma Meltem, bak bunca insan Atatürk için, bize sağladıkları için, Cumhuriyet için, memleketi için, şehit verdikleri için, ve ilerde başımıza daha kötü şeyler gelirse, Türkiye' yi bölme çalışmaları hızlanırsa, askerlerimiz, masum insanlarımız bu çirkinliklere daha fazla maruz kaldıkça ve baştakiler kıllarını kıpırdatmamaya devam ettikçe bile, BİZ BURADAYIZ ve ÜLKEMİZ İÇİN TEK YÜREĞİZ" diyen yüzlerce kişiyi görmek benim içimi biraz olsun rahatlattı.

Dün ki Cumhuriyet yürüyüşümüzden çok güzel görüntüler vardı, hangi birini yazacağım bilemiyorum ama aklıma gelenleri aktarmaya çalışayım. Öncelikle yürüyüş sırasında çok şeker bir bebiş gözüme takıldı. Tabi bir çok bebiş vardı ama bu pusetteki bebişin elinde küçük bir de Türk bayrağı vardı ve sanki herşeyin farkında gibi bayrağı sürekli sallıyordu:)) Resmini yukarıda görebilirsiniz. Bir sürü anne baba, bir elinde bir çocuk, babanın sırtında bir çocuk, o kalabalıkta kendilerini sokağa atmıştı. Özellikle çocuklu olan ebeveyinler soğuk, kalabalık, zorluk demeden yürüyüşe katılmaları çok güzeldi. Balkondan sarkanlar, bayrak sallayanlar, ışık yakıp söndürenler, marşlar söyleyenler...Ben her yıl olduğu gibi bu yıl da çok duygulandım.

Ve bayrağımızı balkonlarından, camlarından hiç indirmeyen, duyarlı bir yerde oturduğum için de mutlu oldum.

Dün söylediğimiz onca marştan, her zaman dinlemeyi en sevdiğim İzmir Marşı' nı sizlerle de paylaşmak istedim.


İZMİR MARŞI

İzmir'in dağlarında çiçekler açar
Altın gümüş ordu ateşler saçar
Bozulmuş Yunanlılar yel gibi kaçar

Kader böyle imiş ey şanlı ata
Yaşa Mustafa Kemal Paşa yaşa

Peygamber kucağında şehitler yeri
Çalındı borular haydi ileri
Bozuldu çadırlar kalmayın geri

Kader böyle imiş ey şanlı ata
Yaşa Mustafa Kemal Paşa yaşa

Türk oğluyum ben ölmek isterim
Toprak diken olsa yatağım yerim
Allah'ından utansın dönenler geri

Kader böyle imiş ey şanlı ata
Yaşa Mustafa Kemal Paşa yaşa

Yağışlı bir Pazar Günü..


Bu pazar havanında kapalı olması sebebiyle en sevdiğimiz şeyi yaptık. Battaniye, elimizde patlamış mısır, 3 tane film:) İlk filmi Ayça' nın çok beğendiğini söylemesi üzerine buldum ve çok beğendim:) "Cesaretin Var mı Aşka". Diğeri Nazım Hikmet' in hayatının bir kesimini ele alan "Mavi Gözlü Dev" , son olarakta sinemada seyredemediğim "The Illusionist-Sihirbaz". Üç filmi de çok beğendim ve sizlere de tavsiye ederim.

Bunun dışında evimize küçük bir misafir geldi:) Apartman kapımızda yaşayan, tüm komşular tarafından çok sevilen ve beslenen kızımız. Küçüklüğünden beri burada olan bu kedicik, inanılmaz sıcak kanlı, temiz, kendini sürekli sevdiren, iki ayak üstünde kısada olsa yürüyebilen, elinizi havada tuttuğunuzda kafasıyla elinize vuran değişik bir kedi bu. Eşim eve gelirken yine takip etmiş ve o da içeri almış. Diğer kediler olsa eve girer girmez bütün koltuklara atlar, halıları tırmalar, kendine saklanacak bir köşe bulur. Bu kedi ise eve girer girmez kendini mutfağa atar, azıcık verilirse süt içer, sen çağırmadıkça evin içinde bile gezmez, dedim ya başka bir şey bu. Ama karnı doyunca tabi ait olduğu yere gitti.

Ve Cumhuriyet yürüyüşü öncesi çabucak poğaça yaptım. Ben çok sevmiyorum aslında ama evde hazır olunca akşam sıcak bir çayın yanında da iyi gidiyor,bol bol yaptık herkese dağıttım.İşte tarifi:

Malzemeler:
*3 yumurta (ikisinin sarısı üzerlerine sürülecek)
*1 pk margarin yada 250 gr. tereyağı
*1 çay bardağı sıvı yağ
*1 su bardağı yoğurt
*Yarım paket kabartma tozu
*Tuz
*Aldığı kadar un

İçerisine, peynir-maydanoz yada haşlanmış patates-kıyma

Hazırlanışı:Tüm malzemeler karıştırılır. Unu eleyerek eklemenizi ve kabartma tozunu da una ilave ederek yoğurmanızı tavsiye ederim. Ben peynirli yaptım ancak patates ve kavrulmuş kıyma ikilise de çok lezzetli oluyor. Üzerine çörek otu serpebilirsiniz.Afiyet olsun:)

23 Ekim 2007 Salı

Haftasonu neler yaptık...

Bu haftasonu kısmen yoğun geçti. Cumartesi Bağdat Caddesi' nde kısa bir yürüyüş, bir kahve molası, arkadaşlarla Koza' da yenen nefis kebaplar, gece izlenen korku filmi(ama yine çok kötüydü) sabah güzel bir kahvaltı...
Sonrası çok daha güzeldi çünkü doğduğumuz günden itibaren anne ve babalarımızın dostlukları sayesinde birlikte büyüdüğümüz ama sonrasında ne olduysa koptuğumuz arkadaşlarımızla yıllar sonra ilk defa aileler olmadan bir araya geldik.

Çok keyif aldım. Kimimiz evlendi, kimimizin çocuğu bile var, kimisi iş güç derdinde. Çoğu ile yaş farkımızda var ama sanki o günlere döndük ve hepimiz çocuklaştık.. Scanner işini halleder etmez en küçük hallerimiz ile, o buluşmadan kalan resimleri yan yana siteye koyacağım. Benim için çok ilginç oldu, tarif edilir gibi değil. Umarım bundan sonra da bu dostluğu sürdürebiliriz hatta belki çocuklarımızda...
Bu arada köprü altında, böyle güzel bir manzaraya karşı balık ekmek yememezlik etmeyin.Canım kuzenim Tufan' a böyle bir günü organize ettiği için ayrıca teşekkürü bir borç bilirim:))
Ekipten erken ayrılmak durumundaydık çünkü saat 16:30 da Şişli Evlendirme Dairesinde aile dostumuzun kızları Esin'in nikahına davetliydik.Nikah Dairesi Maçka Parkının içinde, Swiss Otel ile karşılıklı olduğu için yeri çok güzeldi.
Sevgili Esin'i tebrik edip hediyesini vermek için yanına gittiğimde bana, "İnşallah biz de sizin gibi mutlu ve güzel bir evlilik yaşarız" dedi. O kadar mutlu oldum ki anlatamam, koltuklarım kabardı resmen ki biz Esin' le çok da uzun uzun konuşamamıştık evlilikten sonra halbuki çocukluğumuz bir geçti.
Arkadaşım, sana ve eşine sonsuz mutluluklar dilerim, birlikte harika bir çift olmuşsunuz ve umarım siz de çok ama çok mutlu, sağlıklı uzun yıllar geçirirsiniz.
Eve geldiğimizde artık biraz yorulmuş ve boş boş oturma isteği artmıştı ama benim canım birden bütün ölmüşlerimize niyetle un helvası istedi (tabiki miniğime olan özlemimin bütün haftasonu bana yarattığı etki ile)ve üşenmedim o işe de giriştim.
Blogu yeni oluşturduğum zamanlar verdiğim tarifi aynen yaptım ve yine aynı lezzeti verdi.Sevgiler...

20 Ekim 2007 Cumartesi

1 yıl sensiz geçti...


21 Ekim 2006'da gittin aramızdan...Çok özlettin kendini, her yerde anın olduğu için sürekli senden bahsediyoruz. Dondurma yerken, erik yerken, köfte kokunca olsaydı ne kadar isterdi diyoruz. Günlerce dışarıdan gelen köpek seslerini, yokluğunda bile sen sandık... Yerde çıkardığın tırnak sesini...Sokakta sana çok benzeyen köpekleri sevdik sevdik, sanki senmişcesine... Seni tanıyanlarla seni konuştuk..Çoğu zaman yaptığın muzurluklara güldük..Mutfaktan kurabiye çalmanı, tuvalet kağıtlarıyla oynamanı, çöpleri yerlere boşaltmanı, çorapları kaçırmanı... Meğer ne çok şey yaşamışız be oğlum 14 yıl..Bende seninle büyümüşüm.. Ne çok özledik seni oğlum bilemezsin..Hala mezarına gidip ağlıyorum biliyorsun dimi...Hala başı burada diyorum oğlumun... Hala seni düşünüyorum..Hala seni istiyorum eve ilk girdiğimde,senin beni karşılamanı.. Sen bana bütün hayvanları sevmeyi öğrettin.. Sen bana acımayı, merhamet etmeyi, karnı aç bana bakan bir kediyi, köpeği boş geçmemeyi, beslemeyi, sen öğrettin.. Seninle gezdiğimiz yerleri, şimdi sensiz dolaşıyorum, hep boğazımda bir şey düğümlenerek.. Sen gittikten sonra bile keşkelerim oldu. Keşke dedim niye köpüşümü daha fazla pikniğe götüremedim, niye hiç sahilde gezmedik.. Sonra diyorumki hiç kimsenin gitmediği kadar çok tatile gitti benim oğlum. Altınoluk, Bozcaada... Benim oğlum ailemizin bir bireyi gibi hep yaşadı, biz nereye sen oraya, biz ne yedik sen de yedin.. Hiç senin canının çektiği şeyi sana vermemezlik etmedik biz.. Tatlım sen gittikten sonra dünyada hiç bir şey değişmedi. Keşke değişti diyebilseydim ama olmadı... Yine insanlar hayvanlara işkence çektiriyor, yine kedilerin boğazına ip bağlanıp suya atılıyor, yine ayıları kurtarma adı altında vurarak işkence ediliyor, yine köpekler köpeklerle kavga ettiriliyor,yine belediye, barınağa götürüyorum diye köpekleri yolda zehirliyor. Yine yine.... Oysa ben senin içgüdülerinde olmasına rağmen yolda kedi gördüğümde yanına götürmedim seni, sen zaten bir iki sefer sonra hiçbir kedinin yanına gitmedin, gitsende saldırmazdınki zaten..

Ama köpek sahipleri bunu marifet sanıyor, seninle aynı cins olan hayvanları bile sokakta kedilere kuşlera saldırtıyorlar. Ve aileler... Hala ebeveyinler çocuklarını hayvanlardan korkmaya, en kötüsü onlara işkence edince görmezden gelmeye devam ediyorlar.. Annesinin yanında küçük bir çocuk kediye, köpeğe tekme atabililiyor. Sizin ne günahınız var ama böyle işte dünya be yavrum.. Maalesef döngü bu herhalde.. Senin şu an olduğun yer en huzurlu, en temiz yer değil mi? Orada bu çirkinlikler yok.. Ben mümkün olan her yerde müdahale etmeye devam ediyorum bu çirkinliklere ama biliyormusun artık sanırım bu olayları gördükçe insanlara karşı nefretim artıyor ve seni her geçen gün daha çok özlüyorum... Sen bana göre en hassas, en anlayışlı köpektin. Senin yerin hiç bir zaman dolmayacak.. Seni çok özledim tatlım.. Kokunu özledim, camdan sarkıp dışarıyı seyretmeni özledim, dizlerime çıkıp seni sevmememi istemeni özledim, yine her yediğim yemek için yalanmanı seyretmeyi, uyuduğunda seni sevmeyi, hastayken sana anne gibi bakmayı, sokaktaki senden çok daha büyük dişilere aşık olmanı, yemeden içmeden kesilip, balkondan ağlayarak onları seyretmeni, en çokda evde gezinirken çıkardığın tırnak seslerini, seni özledim.. Seni çok seviyoruz.. Timbuktu' da mutlu ol....

15 Ekim 2007 Pazartesi

Bayram ve Haftasonu....

Neden bayram ve haftasonu çünkü bize sadece kısa bir haftasonu gibi geldi. Hem benim annemler hem de eşimin ailesi bizi terketmişti:) Evet her iki ailede tatile kaçınca kaldık bir başımıza.
Şaka bir yana çok iyi geldi tabi ama insan arıyor işte, erkenden kalkınsın , giyinilsin, sevdikleriyle bayramlaşsın, kalabalık bir sofrada kahvaltısını etsin...
O yüzden biraz buruk geçti ama biz hemen toparlanmasını bildik:)
Bayramın ilk günü, akşam, güzel bir sofra hazırladık, mumlar eşliğinde aperatif yemeklerimizden yedik, sohbet ettik.



İkinci günü ise, bizim yıllardır süre gelen adetimiz olan, babaanne evinde bayram yemeğindeydik. Bir gün vaktim olursa eğer, her bayram, hep aynı masada, aynı kişilerle olan resimleri tarih sırasına dizip yayınlayacağım, çünkü her bayrama bir resim muhakkak düşüyor:)



Bu bayram masa en az kişiyleydi. Çünkü dediğim gibi annemler,abimle eşi,bir kuzen daha fire verdi. Resimdekiler ki hepsi çıkmamış, babaannem, halamlar, amcamlar,kuzenler ve sevgili eşim....
Güzel bir yemekten sonra aman trafiğe kalmadan hemen kaçalım desekte maalesef yine köprü trafiğini çekmek zorunda kaldık.Hatta sabah karşıya geçerken bile neredeyse eve dönüyorduk ki geçmişte böyle vakamızda mevcut. Yola çıkanlar bilir,öğlene kaldıysanız yandınız, inanın hiç abartmıyorum bir milim bile oynamıyor arabalar, tam bir kilit. Son dakika ara yollar falan derken çok da geç bir saat olmadan gidebildik. Yazık her bayram sırf trafik korkusuna ki bu korku hep gerçek oluyor, sevdiklerinle yanyana olamıyorsun. Bazen bayram öncesi yada sonrasımı gitsek diyorum o zamanda bu aile yemeği aynı hissiyatı vermiyor bence..Her neyse kazasız belasız, emniyet şeridi kuralını ihlal edenleri 155'e bir bir ihbar ede ede geçirdik:) ohh ne de iyi yaptık vallahi.Bir gün o emniyet şeridini sırf uyanıklıkları için kullananların yakınları arabada, acil bir durumda kalmadıkça o şeridin önemini anlamayacaklar...
Her neyse gelelim diğer bayram aktivitemizeeee...

Efendim biz eşimle daha evlenmeden önceden beri puzzle tutkunuyuz. Aslında ikimizde kolay sıkılan, kısmen maymun iştahlı insanlardanız:) ama nedense bu puzzla sabrediyoruz.Evimizde şu an 4 tane 2000 parçadan, güzel çerçeveletilmiş, evin her bir odasında ve koridorunda olmak üzere yapmış olduğumuz puzzlelar mevcut, bir ara onların da resmini çekip size göstereceğim. Bu sefer salonumuzda hiç bir resmin olmadığından dert yanıp aranmaya başladık.Salona uygun, modern,renkleri eşyalarımıza uyancak tablolar ya bulamadık yada bulduklarımız dudak uçuklatan cinsten çıktı.
İşte bu yüzden biz yine puzzle aşkımıza dönelim dedik ve kendi rekorumuzu kırıp 3000 parçaya çıktık.
Aralarda dura dura yaklaşık 2 günde de bu kadar oluştu. Bitirip çerçeveletince son halini yine çekerim.
Vallahi biz, eşimle çok ama çok eğlendik bu bayram, işte bir günün haricinde yaklaşık 2,5 tam gün evden çıkmadık diyebilirim, bir ara alışverişe çıktığımızda bahaneyle hava aldık ve eşime "ekmek kaç para oldu acaba" dedim :)))
Hepinizin geçmiş bayramını kutlarım,sevgiler...

5 Ekim 2007 Cuma

Ispanak Püresi



Geçenlerde gittiğim bir mekanda, etin yanında sunulmuştu sonradan anladığım ıspanak püresi:) Hazırlanışı çok kolay, tadı çok ama çok lezzetli bir yemek. Daha çok et yada tavuk yemeklerinin yanında sunulması tercih ediliyor. Denemenizi tavsiye ederim.

Yarım kilo ıspanak

Beşamel sos
Tuz
Karabiber
Lor peyniri yada ricotta peyniri
Muskat (Hintcevizi)

Ispanakları ince ince kestikten sonra haşlayıp, süzüyorsunuz. Ben vakitsizlikten dolayı hazır beşamel sos kullandım siz dilediğiniz ölçülerde yani ister daha katı ister biraz daha sos kıvamında olabilecek şekilde de beşamel sosunuzu evde hazırlayabilirsiniz. Hazırladığınız ıspanaklarla beşameli karıştırıp, tuz,karabiber, peynir ve 4/1 çay kaşığının ucu ile muskat rendesi ilave ederseniz kısa sürede, çok lezzetli işte bu ıspanak püresinin tadına bakma şansını yakalarsınız:))